29 Mart 2026 Pazar

Xena ile Mitoloji Saati 10 ~ Xena : TWP 105 - The Reckoning

 


Önceki bölümde eski karanlık hayatından pek sevdiği bir dostuna veda edişini izlediğimiz Xena, bu bölümde ise yine onu eski haline döndürmek için tuzak kuran savaş tanrısı Ares'in oyununa düşüyor. Xena ile Gabrielle yine bir yerden bir yere yürürlerken saldırıya uğramış bir avuç köylüyü görüp yardım etmek için duruyor Xena. Gabriel o sırada bir yerlerde, neyse. Xena köylüleri kurtarmaya çalışırken adeta kendini bir sith lordu gibi gizleyen bir Palpatine ile dövüşüyor. Kafa kafaya bir dövüş olunca bu Xena ulan kim benim seviyemde böyle dövüşebilir ki derken siyah pelerinli adam birden ortadan kayboluyor ve eli kanlı Xena'yı olay mahallinde bulan diğer köylüler de yargısız infaza yelteniyor. Gabrielle'in Ally McBeal olma çabalarının arasında Xena, Ares'in gerçek niyetiyle karşılaşıyor. Ares diyor ki bak bunların hepsini ben ayarladım ki sen yine benim en sadık kullarımdan ol diye. Gel yine eskisi gibi savaş, ortalığı yak yık, benim ordularımın generali ol. Tabi bunları en cezbedici, en baştan çıkarıcı ve seksi ifadesiyle söylüyor habire Xena'ya. Sonunda Ares, Xena'yı oyuna getirmeye çalışırken Xena onu oyuna getiriveriyor ve seçtiği aydınlık yolda yürümenin zorluklarından bir kere daha kurtulmuş oluyor.



16 Ekim 1995'te yayınlanan bu birinci sezonun 5.bölümü ilk defa savaş tanrısı Ares'i kanlı canlı görmemizin yanında - ki Xena evreni için bir dönüm noktasıdır bu -, Xena'nın sadece çok iyi dövüşen bir savaşçı değil aynı zamanda aklını da çok iyi çalıştıran bir stratejist olduğunu da görmemiz açısından önemli bir hikayeye sahip. Ayrıca Xena ile Gabrielle arasındaki dinamiklerin de çok güzel oturmaya başladığının izlerini fark edebildiğimiz bir bölüm. Xena'nın Gabrielle'i neredeyse bir ahlaki ve insani pusulası olarak gördüğünü anlıyoruz. Gabrielle'in ise Xena'nın karanlık yanını görüp, yine de tanıdığı Xena'ya herkesten ve her şeyden çok güven duyuyor oluşunun kararlılığıyla hareket edişini görüyoruz. Dahası Gabrielle'in Xena'nın kararlarına da güven duyduğunu ve sözlerini dinlediğine şahit oluyoruz. 6 sezona yayılacak bu iki kadın arasındaki dostluğun sağlam temellerini oya gibi ince ince işlediklerini söyleyebiliriz böylece.



Benim de sevdiğimi bölümlerden biridir The Reckoning. Öyle çok çok sevdiklerimden değil ama en azından geçtiğimiz iki bölüm boyunca oflayıp puflamamdan anlaşılabileceği üzere bu bölüm benim için daha dayanılabilir bir hikaye sunuyor. Tüm sinirli köylüler ve adalet arayışı konusu ve sahneleri beni pek sıksa da Ares'in Xena'nın aklını manipüle etmek için kullandığı başka diyarlara geçme gibi sahnelerin o zamana (daha doğrusu prodüksiyonun daha önceki bölümlerde gördüğümüz pespayeliğine) göre oldukça incelikli ve iyi durması keyif aldığım şeylerden biridir mesela. Bir de hakikaten çocuk aklımla o kadar da takdir edemediğim Kevin Smith'in Ares halini şu yaşımda daha da deli bulduğumu söylemem gerek. O zamanlar bana çok gıcık ve çirkin gelirdi (erkek zevkimin Candy'deki Anthony ve Sailor Moon'daki Mamoru olduğu zamanları kastediyorum yani), keşke hiç çıkmasa şu diye diye izlerdim. Ama şimdi görüyorum ki oynarken o da çok eğleniyormuş gibi görünüyor. Hem bir yandan çektikleri şeyin absürtlüğüne ve prodüksiyonun ucuzluğuna gülecekmiş gibi dururken bir yandan da işini hakkıyla yapmaya çalıştığını ve neredeyse ciddiye aldığını görebiliyorsunuz. Çok çok keyifli onu Ares olarak izlemek. 2002'de genç yaşta bu dünyadan ayrılmasına insan her defasında inanamıyor. Neyse, mitolojimize ve hikayelerimize geçelim.

Kevin Smith de sonradan bu yapıştırma sakalı düşmesin diye bölüm boyu yüzünü oynatmadığını söylemiş :D


Ares'ten daha önce "The Gauntlet"te ve "Unchained Heart"ta biraz bahsetmiştik. O zaman da Ares'in, Olimpos tanrıları arasında savaş, savaş tutkusu, cesaret ve toplumsal düzen tanrısı olduğunu, Antik Yunan sanatında ya savaşa hazırlanmış, sakallı olgun bir savaşçı ya da miğfer ve mızrak taşıyan, sakalsız, çıplak bir genç olarak tasvir edildiğini söylemiştik.

Ares, tanrıların kralı ve kraliçesi Zeus ve Hera'nın oğlu ve tanrıçalar Eileithyia ve Hebe'nin kardeşi. Üvey kardeşleri arasında Athena, Afrodit, Apollon, Artemis, Hermes, Dionysos ve Hephaistos var. Ares'in tanrıça Afrodit'ten Deimos (Korku), Phobos (Dehşet) ve Harmonia (Uyum) adında üç çocuğu var. Kızı Harmonia'nın kızı Semele, tanrı Dionysos'un annesi aynı zamanda. Evet Olimpos tanrılarının aile ve soy ağaçları Ptolemaioslarınkinden daha fena olabiliyor.

Ares'in ayrıca çok sayıda ölümlü çocuğu da var. Bunların çoğu babalarının şiddet eğilimini miras almış oluyor ve mitolojide genellikle kötü adam rolünde yer alıyorlar. Şaşırdık mı?

Ares'in en belirgin özelliği, sivri uçlu bir savaşçı miğferi. Tanrıların ziyafetleri gibi sahnelerde bile, miğferini takmış veya elinde tutarken tasvir ediliyor. Tanrının diğer özellikleri arasında kalkan, mızrak ve bazen de kınında bir kılıç bulunuyor. Kalkanı genellikle bir tür amblemle süslenmiş olsa da, antik sanatçılar tanrıya özgü bir şey yerine, standart repertuarlarından genel bir amblem kullanmışlar hep.

Ares genellikle kısa bir tunik, göğüs zırhı, miğfer ve dizlik giyen standart bir Yunan savaşçısı gibi giyinir görünür hep eserlerde. Göğüs zırhını genellikle onu basit bir tunikle göstermek için koymamış oluyorlar ve bazen de miğfer ve kalkan dışında çıplak olarak tasvir edilmiş oluyor. Ares'i antik Yunan sanatında tanımlamak oldukça zor olabiliyor bu yüzden, çünkü onu diğer savaşçı figürlerinden ayıran çok az şey kalıyor. Haliyle normal bir savaşçı mı yoksa Ares mi var eserin üzerinde, tanımlayabilmek güçleşiyor.

Ares'in kutsal hayvanı yılan. Ayrıca, eski kehanetlerde savaş, isyan ve kötü şansın habercisi olarak tanımlanan akbaba ve bazı baykuş türleri gibi belirli kuşlarla da ilişkilendiriliyor. Tanrının mitolojideki en ünlü hayvanları, Ares tarafından Altın Post'u korumakla görevlendirilen bir yılan olan Kolhis Ejderhası ve Teb yakınlarındaki kutsal su pınarını koruyan dev bir yılan olan Ismenian Ejderhası.

Ulusal Roma Müzesi'nden bir klasik dönem Ares'i

Yunan mitolojisindeki Ares'in karakterini, savaşla bir şekilde bağlantılı olan diğer tanrılarla karşılaştırarak daha iyi anlayabiliriz. Athena, savaş konularında düşünceliliği ve bilgeliği temsil eder ve savaşın yıkımları sırasında insanları ve yerleşim yerlerini korur. Ares ise, cesurca bir kuvvetin kişileştirilmesinden başka bir şey değildir ve savaşın tanrısı olmaktan çok, savaşın kargaşasının, karışıklığının ve dehşetinin tanrısıdır. Kız kardeşi Eris savaşı başlatır, Zeus savaşın gidişatını yönlendirir, ancak Ares savaşın kendisine aşıktır ve savaşların gürültüsünden, insanların katledilmesinden ve şehirlerin yıkımından zevk alır. Bu tanrının yıkıcı elinin, veba ve salgınların yol açtığı yıkımlarda bile etkili olduğuna inanılmış. Ares'in bu vahşi ve kana susamış karakteri, onu diğer tanrılar ve kendi ebeveynleri tarafından nefret edilen biri yapar. 

Yunanlar Ares'i ezici fiziksel gücüyle her zaman galip gelen bir varlık olarak pek de mantıklarına yediremediklerinden onu, daha yüksek güçlerle karşılaştığında genellikle yenilir biri olarak tasvir ederler. Athena'nın da yardımıyla Diomedes tarafından yaralanır mesela. Bir keresinde tanrılar ölümlülerin savaşında aktif rol almaya başlayınca, Athena Ares'e karşı çıkar ve ona güçlü bir taş fırlatarak onu yere serer. Bu durumla mesela Xena'nın bu bölümde Ares'le savaşarak, bir ölümlü olmasına rağmen neredeyse onu yenecek kadar iyi dövüşmesinin paralelliğini görebiliriz.

Devasa Alodalar da onu yener ve zincirler, Hermes tarafından kurtarılıncaya kadar on üç ay boyunca esir olur. Ayrıca oğlu Cycnus yüzünden savaştığı Herakles tarafından da yenilir ve Olimpos'a geri dönmek zorunda kalır. Bu Cycnus'tan da "Chariots of War" bölümünde bahsetmiştik.

Bu vahşi ve devasa, ama aynı zamanda yakışıklı tanrı, Afrodit'i sever ve Afrodit tarafından da sevilir: Afrodit, Adonis'e aşık olduğunda, Ares kıskançlığından ayıya dönüşür ve rakibini öldürür. Ki bu Afrodit'i de ikisi arasındaki münasebetleri de ilerleyen sezonlarda göreceğiz.

Trakya kabilelerinin savaşçı karakteri, tanrının ikametgahının bu ülkede olduğuna, burada ve Scythia'da ibadetinin başlıca merkezlerinin bulunduğuna dair bir inanca yol açmış. Scythia'da kılıç şeklinde tapınılırmış (evet böyle yani heykellerini falan koymuyorlar da hani işte kılıca tapınıyorlar yani) ve ona sadece atlar ve diğer büyükbaş hayvanlar değil, insanlar da kurban edilirmiş bu yüzden.

Ayrıca Kolhis'te de tapınılırmış ve burada altın post, ona adanmış bir korudaki bir meşe ağacına asılırmış. Stymphalian kuşlarının yaşadığına inanılan ve Ares, Aretias, Aria veya Chalceritis adası olarak adlandırılan Kolhis kıyısı yakınlarındaki ada da onun kutsal yerlerinden biriymiş.

Yunanistan'ın kendisinde ise Ares'e tapınma çok yaygın değil. Atina'da Alcamenes tarafından yapılmış bir heykeli içeren bir tapınağı varmış. Lakonya'daki Geronthrae'de ise yıllık bir festivalin kutlandığı, kadınların tapınağa yaklaşmasına izin verilmeyen bir koruluklu tapınağı varmış. Aşırı toksik bir maskülenlik yaymıyor mu sizce de Ares kültü? Neyse. Sparta'da, tanrının zincirlenmiş halini gösteren eski bir heykel varmış; bu heykel, savaşçı ruhun ve zaferin Sparta şehrini asla terk etmeyeceğini gösteriyormuş. Sparta'da Ares'e insan kurbanları sunuluyormuş (Apollodorus'un yalancısıyım bu konuda valla). Bu tanrının tapınakları genellikle kasabaların dışında inşa ediliyormuş; muhtemelen düşmanların yaklaşmasını engellemek için.

Yunanistan'ın kuzeyindeki ülkelerde Ares ve ona tapınmayla ilgili tüm hikayeler, onun bu ülkeye Trakya'dan getirildiğini gösteriyor gibi görünüyor; Yunanların en eski şairleri tarafından tanımlanan tanrının tüm karakteri, sanat eserlerinde temsil edilmeye pek uygun görülmemiş gibi görünüyor. Aslında Ares'in idealini yarattığı düşünülen Alkamenes'ten (M.Ö.5.yüzyılın ikinci yarısında yaşamış bir Yunan heykeltraş kendisi) önce Ares'in sanatsal bir temsiline dair hiçbir şey duymuyoruz. Tanrının tasvir edildiği az sayıda Yunan anıtı günümüze ulaşmış durumda. Esas olarak sikkelerde, kabartmalarda ve değerli taşlarda görüyoruz onun tasvirlerini. Romalılar, tanrıları Mars'ı Yunan Ares'iyle özdeşleştirmişler ki bu yüzden daha çok Mars tasvirleri görüyoruz ortalıkta.

Ares, Amazon kadınlarının da tanrısı ve onlara savaşçı ruhu bahşeden tanrı. Mitolojide onları Frigyalılara, Likyalılara, Atinalılara ve diğer kabilelere karşı yürüttükleri seferlerde yönlendirmiş ve onun şerefine birçok tapınak inşa etmişler. Ares, Amazon kraliçeleri olan kızlarını birçok savaş ve muharebede aktif olarak destekliyor mitolojide. Bu açıdan Xena'ya da kafayı takmasını içeren hikayemiz de bu mitin bir yansıması gibi düşünülebilir. 

Bölümün bir noktasında Ares, Xena'yı ikna etmeye çalışırken hangi efsanevi savaşçıyı istersen getiririm diyor. Xena da dalga geçiyor, Hector'u Achilles'i, Agamemnon'u getir kolaysa hepsi gideli çok oldu diyor. Bu arada sonraki bir sezonda bir bölümümüz Troya Savaşı'nda geçecek galiba, o da ayrı bir manyaklık neyse. İşte bu konuda da mesela Troya Savaşı sırasında, Troyalıların safında yer alan Ares, Yunan kahramanı Diomedes tarafından yaralanmış. Diomedes mızrağını Ares'in böyle yan tarafından böğrüne saplayıverince, Ares de acı içinde bağırarak Olimpos'a geri savrulmuş. Dediğim gibi tanrı güya ama gelen vuruyor, giden vuruyor. Xena bile neredeyse yeniyor.

Ares konusu dışında bölüm boyunca duyduğumuz isimlere bakarsak ilk olarak Teracles ile karşılaşıyoruz. Saldırıya uğrayan köylülerden biri. Böyle bir isim yok kaynaklarımızda. Bir diğer saldırıya uğramış köylümüz Doracles. O da yok mitolojide veya tarihte. Diğeri Areolis. O da yok. Üçüncüsü de Polinios. Bu dördü de uydurma isimler yani.

Sonraki ismimiz Grathios. Onu da mitolojide veya tarihte bulamıyoruz. Ancak "grath" İrlanda dilinde tahıl demek. Yerinde bir uydurma olmuş.

Sonraki ismimiz Peranis. Yani Yunan mitolojisinde bulamasak da Hakkari'de bir köyün eski adı olması ilginç.

Bir diğer ismimiz Benitar. Yunan isimlerine bile benzemeyen bu isim haliyle mitolojide yok ama Nepal'de bu isimde bir yer var.

Son ismimiz ise Teresia. Evet İngilizce'de de olan Teresa ismine benziyor. Ama İsveççe hali. Halbuki kökenleri yine Yunanlara uzanıyor. Anlamı kesin olmamakla birlikte, Yunanca yaz mevsimi anlaına gelen θέρος (theros) veya Yunanca hasat etmek anlamına gelen θερίζω (therizo) kelimelerinden türemiş olabilir. Ya da Yunan adası Therasia'nın (Santorini'nin batısındaki ada) adından da gelmiş olabilir. İspanyolca ve Portekizce'de de Teresa olarak geçiyor. İlk olarak 4. yüzyılda Nolalı Aziz Paulinus'un İspanyol eşinin adı olan Therasia kayıtlara geçmesiyle rastlıyoruz bu isme isim olarak.

Gelecek bölümde bir başka mitolojik hikayeye, Titanların hikayesine dalacağız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Xena ile Mitoloji Saati 10 ~ Xena : TWP 105 - The Reckoning

  Önceki bölümde eski karanlık hayatından pek sevdiği bir dostuna veda edişini izlediğimiz Xena, bu bölümde ise yine onu eski haline döndürm...