Maeng Se Na kızımız çok başarılı bir avukat. Kocaman bir hukuk firmasının ortağı ve sektörde her davayı kazanması ile ünlü. İşinde çok disiplinli, yemeden içmeden çalışıyor ve insanlarla pek de bağ kurmuyor. Herkes onun tepeden baktığını ve burnundan kıl aldırmadığını düşünüyor. Oysa Se Na'nın bir sırrı var: İşinden kalan her vakitte fanı olduğu Gold Boys grubuyla ilgileniyor. Ofiste ve adliyede ne kadar suratsız ve buzdolabı olsa da arka planda tüm fan buluşmalarına, imza günlerine, konserlere yetişmeye çalışıyor. Her yeni albüm çıktığında internette full destek moduna geçiyor ve her yeni çıkan şeyi satın alıyor. Temelde işini, bu fanlığına fon oluşturmak için kullanıyor.
![]() |
| dizideki kurgu boy band'imiz Gold Boys |
Se Na kızımızın grupta en sevdiği üye olan Do La Ik'in solo albümü yeni çıkmışken birlikte içtikleri bir gecenin sabahında gruptaki diğer bir üye Woo Seong, Do La Ik'in salonunun ortasında bıçaklanmış halde bulunuyor. Odasında uyuyakalmış olan Do La Ik hiçbir şey hatırlamıyor, cinayet zanlısı olarak apar topar emniyete götürülüyor tabi. Birden bire tüm ülkenin haberlerinde bunu gören Se Na da kendisine engel olamıyor, koşup La Ik'in avukatlığını üstleniyor. Bir yandan aşkından öldüğü idolun en kötü anında ona hiçbir şey belli etmeden ona destek olmaya, bir yandan da cinayetin asıl zanlısını bulmaya çalışıyor.Idol I {아이돌아이}, 22 Aralık 2025'ten 27 Ocak 2026'ya kadar 12 bölüm olarak yayınlanan bir Güney Kore dizisi. Netflix'te hafta hafta yayınlandı, ben de öyle izledim. Dizinin ilk haberleri geldiğinde konusundan ötürü hepimizin aklına bir Lovely Runner çakması mı geliyor düşüncesi yerleşivermişti. O dizinin inanılmaz başarısı haliyle ekmeğini yemek isteyenlere kapı açacaktı ama bu diziye kadar pek de öyle bir şey olmadı. Bu düşünceyle, önyargılı yaklaşmıştım dizinin haberlerine. Aslında oldukça orijinal bir konusu vardı, hakkını vermek gerekirdi ama işte o saçma önyargıyla demiştim ki bir şeye benzemeyecek galiba. Çünkü başroldeki Choi Soo Young'u daha önce hiç izlememiştim ve dışarıdan bakınca hiç de sıcak gelmiyordu. Oysa efsane grup Girls Generation'ın bir üyesi kendisi ve yıllardır da bu dizi-film işinde. Yine de diziyi izlemek için bir motivasyonum vardı: Kim Jae Yeong. Dizideki cinayet şüphelisi idolu canlandıran Jae Yeong'u ilk defa geçen sene (önceki sene miydi yoksa, zamanı algılayamıyorum şu noktada) Cey ile izlediğimiz 100 Days My Prince{백일의 낭군님}(2018)'te görüp vurulmuştum. Oradaki yan rolde aslında o kadar da ekran süresi olmamasına rağmen, ekranımızda her belirdiğinde Cey'le birlikte vaaay ama çok iyi çocuk olmuştuk. Halbuki onu da kore dizisi izlediğim bunca yıl içinde orada burada görmüşüm ama işte insanı gösterecek bir rol lazımmış demek ki. Çünkü mesela 2022'deki Love In Contract'te başroldeydi ve o diziye bir bölüm ancak dayanabildiğim için Jae Yeong'a da dikkat edememişim. O yüzden 100 Days My Prince'ten sonra kesinlikle yeni bir şey yaparsa izleyeceğim diye kendi kendimi gaza getirmiş ama hemen sonra ekrana gelen The Judge From Hell {지옥에서 온 판사}(2024)'i izlemeye vakit ayıramamıştım. Ki Idol I'daki başrolü de büyük oranda o diziye borçlu Jae Yeong. The Judge From Hell'de parladı gibi bir şey olunca, gerisi böyle geldi. Ehh ben de sonunda bu diziyi bari izleyeyim dedim.
![]() |
| avukat Maeng Se Na ve onun özel dedektifi Chung Jae A |
![]() |
| eski sevgilimiz |
![]() |
| bence elindeki az materyalle en mükemmel oyunculuğu çıkaran, savcımız |
İşte bu motivasyonlarla ve önyargılarla diziye başladım Aralık ayında. Zaten ilk iki bölümü yayınlanmıştı sadece ben köye gidene kadar. Geçen yazıda anlattığım tüm curcunam geçene kadar neredeyse 10.bölüme gelmişti dizi. Dün akşam da son bölümü izledim, bitti. Açıkçası oldukça da şaşırtan dizilerden biri oldu "Idol I" beni. Tüm anlattıklarımdan anlaşılabileceği gibi çok az bir beklentiyle açmıştım diziyi. Hatta çok kötü olur herhalde kapatırım diye düşünmüştüm. Öncelikle konuyu anlatma tarzı çok hoşuma gitti. Hiçbir şeyi çok abartmadan, oyunculara abartarak ya da karikatürize ederek oynayın demeden anlatıyor olmaları hikayeyi çok sevindirdi beni. Bir kpop fanının gözünden, bir idolü sevmenin, bir müzik grubunu takip ediyor ve destekliyor olmanın nasıl bir şey olduğunu olabilecek en sade ve içten biçimde anlatabilmeleri çok hoşuma gitti. Hikayenin ilk yarısına kadarki birçok sahnede Se Na'nın sarf ettiği cümlelerin gerçekliğine ve tam noktası noktasına doğru oluşlarına ağzım açık kalarak baktım. Evet işte tam olarak böyle diyerek bağırmak istedim ekrana doğru. Gözlerimde beliren anlaşılıyor olmanın mutluluğunun gözyaşlarını sildim çoğu kere. Dışarıdan ne kadar salakça, ne kadar saçma göründüğünü anlayabiliyorum çünkü. Ve diğer insanların bu "fan" olma durumunu nasıl anlayamadıklarını da biliyorum. İşte bu yüzden en azından diziyi yazanların ve yapanların bunu anlayabildiklerini, hatta tam olarak hissettiklerimi tarif edebildiklerini görmek iyi hissettirdi.
![]() |
| avukat kızımız boy band fanı modunda |
Hikayenin en baştaki cinayet çözmeli, gizemli, herkesten şüphelenmeli olay örgüsü de çok iyiydi bana göre. En azından yine o ilk yarıya kadar gerçekten iyi kurgulanmış bir cinayet çözme oyunu oynuyor gibiydik. Tabiki tam olarak bir hukuki ya da polisiye dramadaki şekilde değildi izlediklerimiz. Pek çok yerde ehh ama salak mı bu polis niye oraya bakmadı ya da adli tıp raporunu, yerde etrafta bulunanları sorgulamıyor musunuz salak mısınız yaaa diye kafamızın içinde sesler beliriyor ama geçiştiriveriyoruz. Her şeyi avukatımız ve savcımız sorguluyor ve onlarınkisi de genelde birbirlerine karşı durup çene yarıştırmak şeklinde oluyor. Yine de, yine de...Cinayetin nedenini nasılını sorgulamak ve her bölüm başka birine bariz şüpheler yöneltilmesini izlemek keyifliydi.
Hikayemizin asıl konusunu oluşturuyor gibi gösterilen romantizm kısmı ise bana ne bileyim o kadar peşinden koşulacak, çok saracak gibi gelmedi. Kötü demiyorum ya da izlemekten keyif almadım da demiyorum ama iki başrol arasında ben o derece de bir yıldızlar parıltılar havai fişekler uçuşuyor gibi hissetmedim. Hatta bana avukat kızımızla savcı oğlumuzun kimyası çok daha yakıcı geldi. İkisinin arasındaki gerilim, birbirinden etkilenme, birbirini algılama falan insana daha çok geçiyordu. Hikayeyi ister istemez şöyle hayal ettim ben, diziden bağımsız olarak: Avukat kızımız idolümüz ile geçirdiği zaman süresince aslında ona değil de idol kimliğine ve müziğine aşık olduğunu anlardı mesela. Ama insan olarak da idolümüzle çok iyi kanka olurdu. Dava için çarpıştıkça ve gerçeği ortaya çıkarmak için birlikte çabaladıkça da savcı oğlumuzla böyle kavgalı takışmalı ama çok aşık olmalı bir aşk yaşarlardı mesela. İdolümüz sonunda fanlarının ve idollük kimliğinin onun için ne ifade ettiğine dair çok güzel şeyler öğrenmiş olarak müzik hayatına geri dönerdi, eski sevgilisi ile yaşadıklarından pek çok şey öğrenmiş bir halde artık ilişkilerinde ve sahnedeki duygularında çok açık olurdu. Ne bileyim ben sanki yarı yola gelmeden böyle bir hikaye hayal etmiştim istemsizce. İdol oğlumuzla da minik dedektif oğlumuz arasındaki bromance belki biraz daha ekran süresi bulsaydı çok keyifli olabilirdi ayrıca. Bir de avukat kızımızın babasının davası hikayemizde çok arkaplan olarak yer alıyordu, son bölümün ilk yarısında sadece yeniden yargılama için başvurmasını izledik. Öyle tercih etmişler ama bence o davayı da asıl davamızın arka planında ilerleyecek şekilde işleyebilirlerdi. Paralel bir şekilde dizinin sonunda o davanın da çözümlenmesini izleyebilirdik. Çözümlenmesini geçtim, bu izlediğimiz halinde olayın ne olduğunu bile öğrenemedik. Babasının bir cinayet ile suçlanıp, hapse atıldığını söyleyip durdu dizi bize sadece. Başka da hiçbir detay vermemeye yeminli gibi davrandı son ana kadar.
Hikayesini kendim yazmak istememin dışında çok çok sevdiğim bir yönü, yöntemi vardı dizinin. Herkes, her bir karakter, eninde sonunda iyiydi. Kötülük yapmış gibi görüneni de, kötü karakter olanı da, suçlusu da gıcığı da sinir bozanı aslında kötü insanlar değildi. Hikaye biterken bize bunu göstermiş olduğunu fark ettirdi dizi. Aslında hepsi insandı sadece ve kötülük yapmak için ya da kötü duygularla yapmamışlardı yaptıkları şeyleri. Sadece duygularını yaşayan, hayatın içinde savrulan, ayakta kalmaya yolunu bulmaya çalışan insanlardı. Her şeyin en sonunda her birinin yine de iyi insanlar olduğunu anlamış olmanın o ince sızısıyla baktım ben ekrana. Kızılacak kimse yoktu ortada. Cinayeti işleyen bile aslında bir kurbandı mesela. Şimdiye kadar izlediğim tüm kore dizilerinde kötü karakterlerin yine de bir şekilde kötü oldukları için kötülük yapmalarını tekrar tekrar izledikten sonra herkesin bu şekilde önümde belirmesi bana çok çok farklı geldi. Gözyaşlarımı akıttıktan sonra lezzetli bir bardak tertemiz su içmek gibi.







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder