Bu belgeselin Disney+'ta yayınlanacağının haberi çıktığından beri yerimde duramıyordum açıkçası. Yazıya da böyle girmek tuhaf oldu ama, en önden bunu söylemek istedim. Ama durun, bir dakika aklımızı toplayalım. Ve en baştan başlayalım.
Mısır'daki Taposiris Magna Tapınağı'nda Katleen Martinez önderliğindeki bir ekibin, VII.Cleopatra'nın - herkesin bildiği Kleopatra'nın - mezarını arayan ekip son 20 yıldır gerçekleştirdiklerini, bulduklarını National Geographic kayıt altına alıyormuş ve sonunda geçen sene şimdiye kadarki gelişmeler yaklaşık bir saatlik bir belgesel halinde yayınlandı. Ekip çalışmaya devam ediyor, büyük ihtimalle belgeselin devamı da gelecek. Hele ki umulduğu gibi mezarı ya da mezara dair daha somut bir şeyleri bulurlarsa yüzyılın keşfini izliyor olacağız.
Belgesel konuyu sadece VII.Cleopatra'nın mezarının aranması olarak anlatmıyor ki benim en sevdiğim yönü de buydu. Küçüklüğümden beri arkeoloji-tarih belgesellerinde böyle kupkuru, kronolojik bir anlatım seçerlerdi ve tatsız tuzsuz bir ders dinliyormuş gibi olurdu önümdeki izlence. Artık teker teker bu yöntemin dışında çıkıyorlar. Burada da NatGeo'nun konuya herşeyi başlatan kişiden, taa uzaklardaki ülkesinden çıkıp gelip, bir hayalin peşinde kazmaya başlayan arkeolog Katleen Martinez'den başlamasını izliyoruz. Katleen'in çocukluk hayalinin gerçek bir arayışa dönüşmesini anlatıyor belgesel. Kuru kuruya ekip şurayı kazdı, bu çıktı, şöyle yaptılar diye bir şey izlemiyoruz. Ekibin lideri olan arkeologu bir insan olarak görüyoruz ve böylelikle her şey biraz daha anlam kazanıyor. Tabiki aralara VII.Cleopatra'nın hikayesini de serpiştiriyorlar. Sonuçta aradığımız nihai hedef o ve mezarının yeri de hayatının hikayesinde gizlenmiş olabilir.
İzleyenlerin en çok eleştirdiği yönü de bu gibi görünüyor aslında belgeselin. Biz VII.Cleopatra'nın mezarının aranışını mı Katleen'in hikayesini mi izliyoruz diye eleştirmişler çoğunlukla. Bu ikisinin birlikte var olabildiğini fark edemeyerek. Ki dediğim gibi benim belgesel ile ilgili en sevdiğim yön buydu, bilmem belki de aşırı bir şekilde benzer bir hikayeye sahip olduğumdan Katleen ile. Benzer olsa da çok farklı yönlere evrilen hayatlara sahip olduğumuzu bir kez daha önümdeki ekranda izlemek kalbime hançerler batırsa da keyifliydi bu arayışın aşamalarını izlemek yine de.
Katleen Martinez Dominik Cumhuriyeti'nde doğup, büyümüş. Büyürken, herkesin o bir kere daldığı ve sonunda çıktığı antik mısır batağına o da girmiş haliyle ama onunkisi devam etmiş. Şimdi yazarken bile boğazımda yumrular oluşturan kısmını anlatacağım. Meslek seçmesi gereken yaşta da babası olmaz bu bir meslek değil, git eline doğru düzgün bir iş al dediği için hukuk okumuş, avukat olmuş, çalışmış da avukat olarak. Ama - detayları tam bilmemekle birlikte - bir de arkeoloji diploması edindiğini öğreniyoruz kendisinden. Bir yandan da VII.Cleopatra ile ilgili ne bulursa okuduğunu ve kapsamlı bir araştırma içine girdiğini söylüyor. Hangi aşamada bir arkeolog olarak kabul edildiğini ve çalışabilir olduğunu da bilemiyorum ama bir gün çıkıp, Mısır'a geliyor ve araştırma yaparken işaretlediği tapınakları tek tek dolaşıp, en olası bulduğunda karar kılıyor. Sonra da soluğu o zamanki Eski Eserler Dairesi başkanının odasında alıyor. Tabiki tüm bunları öyle dışarıdan alakası birinin yapması mümkün değil ama belgesel için kurgusal bir şekilde anlatırken sanki küçük ada ülkesindeki bir hayale sahip kadın çıkıp gelip VII.Cleopatra burada gömülü ve ben mezarını bulacağım diye Zahi Hawass'ın karşısına dikilmiş gibi gösteriyorlar. Olaylar heyecanlı olsun diye tabi. Yoksa Mısır arkeolojisinin efsanesi Zahi Hawass'ın karşısına dikilip, bir de masasına yumruk koyacak pek insan yok. Neyse, hikayenin bu kısmı film senaryosu gibi olsa da sonuçta kazı iznini kapıyor Katleen ve 20 yıl önce birkaç haftalığına aldığı izin, buldukları sayesinde uzatıla uzatıla hala devam ediyor.
İzlerken benim aklıma takılan neden o tapınakta Katleen'in bulduklarını daha önce orada kazı yapan ekiplerin bulamamış olmasıydı. Çünkü neredeyse 200 yıl önce bulunmuş Taposiris Magna ve bu 200 yıllık sürede birçok farklı ekip gelip araştırmış olmalı alanı. Katleen'in ekibi iki kazma vurup, büyük ipuçları buluveriyor mesela. Daha önce araştıranlar burada bizlik bir şey yok deyip, bırakmış gitmişler. Tapınak onca süredir kendi haline bırakılmış.
En başta da dedim ya ben bu hikayenin detaylarını öğrenmeyi uzun zamandır bekliyordum. Çünkü herhalde son 10 yıldır izlediğim hemen hemen her Mısır belgeselinde Katleen'i en az bir kez görüyordum. Katleen Martinez de burada VII.Cleopatra'nın mezarını arıyor diye hepsinde bir beş dakika gösteriveriyorlardı. İlk seferlerde anlam veremiyordum çünkü bana göre bu aşırı beyhude bir çabaydı. Bulunmasını imkansız olduğunu çünkü olmadığını düşünüyordum küçükken okuduklarımdan çıkarımımla. Bir de niyeyse Mısır arkeolojisinin o son dönemleri bana hiç çekici gelmiyordu, ben daha Orta-Yeni Krallık ve İkinci Ara Dönem meraklısıydım. VII.Cleopatra bana hiç sıcak gelmiyordu. Yine de sadece ismi ve cismi bile ekranda göründüğünde Katleen ile ilgili ilginç bir şeyler olduğunu hissedebiliyordum, merak ettiğim de buydu sanırım. Nihayet yıllar geçti ve hikayesini cidden anlattıklarında tüm hissettiklerimde haklı olduğumu anladım.
Diyeceğim o ki bu belgesel keyifli ama aradığınız ve beklediğiniz şeyi vermeyebilir. Tarafsız olarak bakmaya çalışırsam cidden de VII.Cleopatra veya kazı hakkında o kadar da kapsamlı bir anlatı sunmuyor. Benim de bahsettiğim gibi daha çok Katleen Martinez'i ve onun arayışını, yapmaya çalıştıklarını falan anlatmış olduğunu anlıyorsunuz bir saatin sonunda. ImdB'de sanki henüz tamamlanmamış bir programmış gibi göründüğünden yola çıkarak diyorum ki, umalım ki, bir ikinci bölümü de geliyordur ve orada daha çok kazıya, buluntulara ve deniz dibindeki araştırmalara eğilmişlerdir. Bu ilk bölüm böyle bir girizgah gibi düşünülmüşür ve o yüzden bize okyanus ötesinden gelen ve hayali olan bir kadını anlatmışlardır. Benim Katleen'i anlatmaları ile ilgili hiçbir derdim yok ama belgeselin selameti açısından haydi öyle umalım.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder