Bir önceki yazıda, çetelede pek keyifsiz, pek bunalım gibi geliyor sesim ama inanın öyle değildim o yazıyı yazarken. Ertesi sabah yola gidecek olmanın endişesiyle belki de öyle akıvermiş cümleler. Halbuki gayet de kolay bir yoldu o sabahki. Önceki birkaç gidişimin gelişimin 17 saat falan sürmesinden edindiğim tecrübelerle bu sefer sabahın 4'ünde kalkıp, yarım saat içinde evden çıkıp yola koyuldum. O saatte de çıkınca haliyle yollar bomboştu. Hava aydınlanana kadar çoktan yolun yarısını gitmiştim. Sadece işte karanlıkta şehirlerarası yol gitmiş oldum, kısmen ilk defa. Bir de doğru düzgün ayılmamış da olabilirim, sürerken dikkatliydim ama annemlere vardığımda yolun o güneş doğmadan önceki kısmı kafamda da karanlıktaydı, hatırlayamıyordum yani.
Köyde bu sefer iki hafta kalmaktı planım, kaldım da sayılır. Yalnızca biraz daha sinirleri uğraştırıcıydı bu sefer oradaki zamanım. Sinir bozucu doğru ifade olmayacağı için böyle bir şey dedim ama bu da pek Türkçe'nin anlamlı tarafında olmadı gibi neyse. Yeni yılın ilk günü akşam üzeri elektrik gitti köydeki evde. Önce bekledik biraz. Bir yarım saat, bir saat. Köyde çünkü çok olağan bu durum. Annemin zamanının yarısı elektrik gittiği için elektrik şirketinin arıza bildirim numarasını aramakla ve arıza kaydı bırakmakla geçiyor zaten normal bir günde de. Ya elektrik arızalanıyor ya internet ya da sokak lambası. Su işini bir derece çözebildiler gibi. Bu sefer de öyle olacak diye düşünüp, bekledik. Hava karardı, akşam çöktü, sonunda umutlarımız tükendi, gaz lambasını yaktık, oturmaya başladık. Arıza kaydı açtık, beklemeye başladık. Dışarıda inanılmaz bir kar yağışı vardı, önceki gece, yılbaşı gecesi başlayan kar önce tabiki sihirli gelmişti ama ertesi sabah evin etrafı tamamen kapanmış halde uyanıp, kapanmış yoldan ekmek arabasının gelmek şansı olmadığını gördüğümüzde ve dış kapıyı açabilmek için kürekle karları küremek zorunda kalınca o kadar da sihirli olmamaya başlamıştı ki elektriğin gittiği o akşam yine yağdı. Evin içini ısıtan kalorifer sistemi elektrikle çalışıyor, kuzine sadece verandada olunca evin içi buzhaneye döndü. Ki zaten benim yattığım odada kalorifer yanarken bile geceleri tüm gece boyunca elektrikli ısıtıcıyı açıp, öyle yatmak zorundayım. Annemle saatlerce elektriği bekledikten sonra umudumuz bitmiş halde kuzinenin etrafındaki kanepelere uzandık. Uzun ve bunaltıcı bir gece oldu haliyle. Annem her bir saatte falan kalkıp, kuzineye odun attı. Evin içinde değil de temelde dışında gibi olduğumuzdan soğuk olacak diye biraz fazla yakınca tabi tüm gece sıcaktan bunaldık. Uykusuz ve bunaltıcı bir geceden sonra sabah sinirlerimiz harap olmuş halde kalktık. Musluklardan da sıcak su akmadığı için bu durumda, köyün taşından toprağından gelen çivi gibi suyla yüzleşmek zorundaydık. Benim için yine sorun değildi tüm bu elektrik olmaması durumu da, annem benim için endişe ettiğinden çok endişeli ve panik haldeydi. Hala bunca yıldır ben oraya dinlenmeye ya da izin yapmaya geliyorum diye düşünüyor. Oysa ben oraya sadece onların yanında olmak için gidiyorum. Aklımda hiçbir dinlenme veya yatış fikri olmadan. Hatta ben oradayken annem bir nebze olsun yaptığı işleri yapmak zorunda kalmasın kafasıyla her işe koşmaya çalışıyorum.
Elektrik tam 32 saat sonunda geldiğinde ve kuzine başında iki gece geçirdikten sonra sinirlerimiz de biz de yıpranmış haldeydik. Çünkü her şeyin yanında bir de babamın gelip giden ruh haliyle ve her şeye ama her bir şeye karışmasıyla uğraşıyorduk. Neyse elektrik geldikten birkaç gün sonra kar da ancak eridi. Bu süre içinde köyün yolunu açmak için muhtar da belediye de pek çaba göstermedi. Sonunda kendiliğinden eriyen karla her yer bataklığa döndü. Köye varışımdan tam bir hafta sonra evden dışarı adımımızı atabildik. Şehre gidip, birkaç iş hallettik, amcamlara gittik. Uzun zamandır görmediğim kuzenimi görmüş oldum. Böyle uzun aralarla görünce önce bir vaay galiba büyümüş, biraz olgunlaşmış diyorum ama sonra yine bir şey söylüyor, diyorum ki ıhıh büyümemiş. Biz ikimiz de 40'ımıza gelsek de 9 yaşımızın o bayram günlerinde şehirdeki evin arka odasında birbirine gıcık olarak oyun oynayanlarıyız yine.
Köydeki durum böyle sallantılı olunca planladığımdan erken döndüm. Annem de geldi, bir hafta falan durup geri döndü gerçi. Anlayacağınız buraya en son yazdığım o geceden sonraki 3 hafta değil geçen hafta da dahil 4 hafta koşturmaca gibi geçti. Annemi bulmuşken gösterebildiğim kadar yer gösterip, gezdirmeye çalışmakla ve abimlerle buluşup, yemekler yemekle, pastalar kesmekle geçti tüm bu zaman (abimle doğumgünlerimiz peş peşe olduğundan küçükkende böyle onunkini benimkine bağlayan gece kutlardık tek bir pastayla. Yine öyle yapıyoruz ve offf ben artık çocukken yapamadıklarımı yapabilmek istiyorum ya. Kendi pastamı istiyorum, tasarım pasta istiyorum, böyle ne bileyim üstünde kpop demon hunters olsun istiyorum, öyle pastalarla kendi doğumgünümü kendi gününde kutlayabilmek istiyorum). Annem geçen hafta pazartesi geri döndükten sonra evde nihayet kendi başıma kalabilmiştim ki uzun zamandır beklediğim bir şey için bir şeyler yapma zamanı gelmişti. O yüzden geçen hafta da biraz onun için endişe etmekle ve sonra da Cey'le buluşup, o şey için uğraşmakla geçti. Şimdilik söylemeyeceğim çünkü hem çok uzun zamanı var, hem de aşırı minik de olsa başaramamak gibi bir olasılığımız hala varken büyüsünü bozmak istemiyorum.
Önceki hafta sonu finallerim de vardı. Vizelere iyi çalışmış olmanın ekmeğini yedim çünkü vizeler ile finaller arasındaki sürede hayatla uğraşmaktan hiçbir şeye bakamamıştım. Yine de biraz umutsuz girdim finallere. Olduğu kadar dedim, nihai planım her dönem aldığım tüm dersleri verebilip, bu sene yaz okulu sonunda mezun olabilmek olsa da. O dediğim - yukarıdaki - şey var ya, hah işte onunla ilgili sevinmeye başlamışken yine onunla ilgili çok pis bir duvara çarpınca bu pazartesi, tüm dünya başıma yıkılacak gibi oldu tabi (klasik ben ve abartma huyum). Tam da o gün bu dönem aldığım 7 dersi de geçebilmiş olduğum haberini alınca ayarlarım bir oynadı yerinden tabi. Tam diğer konudan ötürü kendime salaklık yaptın nasıl önceden düşünüp, ona göre plan yapmazsın diye yüklenirken derslerden geçmiş olduğuma sevinip, kendimle gurur duymaya başladım. İçimdeki ben'ler birbiriyle çarpışınca bir iki gün böyle allak bullak halde gezdim. Bir yandan kendime kızıp, bir yandan aferin ulan hedef koydun ve yaptın bu sefer diyerek sırtıma vurdum.
Sağlığımla ilgili, 2025'i bana zehir eden durum iyiye gitmiyor yine. Ama ne bileyim, bir sakinim. Doktora geri gidecek bütçem yok, psikolojim de açıkçası. O yüzden eczaneye gidip, doktorumun verdiği ilaçları ve tedavileri kendim almaya karar verdim. Böyle birkaç zaman kendi kendime idare etmeye çalışacağım. En azından kendimi biraz toparlayana, kafam güç kazanana kadar. Gece uykularım çok kötü oldu çünkü, bir şeyler yapmam gerek artık. Yılın ikinci yarısında kendimi toplayıp, öyle gideceğim doktora ve bir kez daha deneriz belki.
Yeni yılın ilk ayında anlattığım gibi haldır huldur geçirdiğim için zamanı, çok da planlı bir şekilde bir şeyler izleyemedim ya da okuyamadım. Ayın ilk 3 haftası zaten finallerim var çalışmam lazım diyerek ama çalışmayarak ve bu sebepten de bir şey okumayarak geçirdim. Yeni bir kitap almıştım elime, ona başlayacaktım. Olmadı. Belki bu haftasonu? İş yerindeki A. iki dergi getirmişti, onları okuyacaktım, birine başladım ama bitiremiyorum bir türlü. All About History diye bir derginin iki sayısı. Bir tanesi antik mısır temalı özel sayısı, öbürü de eylül-ekim-kasım sayısı. Çok heves ediyorum ama bir türlü okumak için oturamadım sabit.
"Physical: Welcome to Mongolia"'yı izleyebildim, 4 bölümlük. "Idol I" dizisi başlamıştı 22 Aralık'ta. Onu izliyordum, bu akşam son bölümü izleyip, bitirebilirim sanırım. "Can This Love Be Translated?" dizisi yayınlandı, umutla onu açtım. İki bölümü zar zor izledim, bıraktım. İlginçti ama izlemeye devam etmek için içimde istek uyandırmadı. "K-Food Show: A Nation of Tteok" diye bir belgeselin ilk bölümünü izlemiştim Aralık'ta, ikinci ve son bölümünü de izleyip, onu bitireyim diyorum. Geçen haftasonu bayadır izlemek istediğim ama bir türlü açamadığım "Cleopatra'a Final Secret" belgeselini izleyebildim sonunda. "Ponies" diye bir dizi yayınlandı, onun da tanıtımlarını görmüştüm birkaç ay önce, bekliyordum. İlk iki bölümünü izledim, devam da etmek istiyorum ama biraz sert mi gelecek acaba bana diye de korkuyorum. Taa önceki sene, Seokjin askerden dönünce yaptığı "Run Jin" bölümlerini izleyememiştim, ona başladım. Yoongi'nin şovunu da izleyeceğim ama bakalım hangi ara. Her şeye bu geç kalmışlığım, geriden gelip yetişme çabam da takdire şayan.
Ofiste de işler yoğun değil. Bunca yılın sonunda artık biraz da işleri serebilme aşamasına geçebiliyor gibiyim. Yine de tüm bunların arasında, o geçenki yazıda bahsettiğim her yılın başında insana gelen saçma umutlanma hissine ve yeni bir şeylere başlama, planlar yapma hevesine kapılmadım desem yalan olur. Yapmıyorum ama mucizeler de olursa kapım açık diyorum. Sadece, beklemiyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder