2 Mayıs 2017 Salı

2009 yapımı The Princess and The Frog

Çalışkan ve azimli Tiana, çocukken babasıyla birlikte kurdukları hayalinin peşinde her gün dur durak bilmeden çalışıp para biriktirir. Yemek yapmak konusunda dillere destan bir yeteneği olan Tiana'nın bu uğruna tüm hayatını harcadığı hayali kendi restaurantını açmaktır. Bunun için sabah akşam çalışır garson olarak, arkadaşlarının ısrarlarına rağmen ne dansa ne eğlenmeye gider. Birlikte büyüdüğü dostu Charlotte'un hayali ise Tiana'nın annesinin küçükken ikisine okuduğu prenses ve kurbağa hikayesindeki gibi kendi prensine kavuşup, mutlu olmaktır. Yıl 1926'dır, New Orleans'ın caz ve eğlence dolu sokaklarına uzaklardan bir prensin geldiği haberi yayılır. Maldonia prensi Naveen, çok yakışıklıdır yakışıklı olmasına ama bir o kadar şımarık ve eğlence düşkünüdür. Flört etmedik kız bırakmaz her ayak bastığı yerde. Bu halinden bıkan kral ve kraliçe ise parasını kesmiştir, Naveen'in tek çaresi zengin bir kızla evlenmektir. Prensin uşağı Lawrence ise herkes tarafından ezilmiş, çirkin bir adam olarak yıllarca prensin tüm bu şımarıklıklarına katlandığı için delirmektedir. Tiana'nın restaurtantı için paraya ihtiyacı vardır, prensin eğlenmeye devam etmek için paraya ihtiyacı vardır, Charlotte'un mutlu olmak için prense ihtiyacı vardır, Lawrence'ın ise prensin yerine geçmeye ihtiyacı vardır. New Orleans'ın sokakları sadece cazla dolu değildir tabi, Voodoo köşebaşlarından fırlar. Dr.Facilier hepsinin dileklerini kendi başarısı için bir şansa dönüştürmek üzere büyüsünü konuşturur. Prens kurbağaya, uşak prense dönüşür ama prenses yerine garson öperse kurbağa-prensi, işte o zaman ne olur?
Disney'in prenses sıralamasında yeni bir çağa giriyoruz böylece Tiana ile. Klasik ve oldukça bilindik bir diğer masalı bu kez 1920lerin New Orleans'ına taşıyor Disney. Eh yeni bir çağ dedik ya, haliyle bu çağın popüler alanına giriyoruz, siyahi bir prenses katıyoruz sıralamamıza. Snow White ile Avrupa'nın en bembeyaz noktasından çıktığımız yolculukta önce İskandinavya'ya, sonra Asya'nın uzak uçlarına kadar gidip, nihayet Amerika kıtasına atlamıştık. Sarışın, kumral, kızıl prenseslerimizin üstüne esmer, çekik gözlü ve hatta Kızılderili prenseslerimiz de olduğuna göre sıra siyahi bir prensese de gelmişti artık. Tiana'nın öyküsü 1920lerde geçse de Disney'in yeni çağ prenseslerinin yolundan gidiyor o da. Hayalleri var, başarılı olmak istiyor, çok çalışıyor ve prens masallarına yüz çeviriyor. Prens Naveen de bu yeni çağın çocukları gibi, aile parası yiyor, çalışmak nedir bilmiyor, şımarık bir playboy. Hikayemizin kötüsü de bu çağa uymuş, motivasyonu, kötülüğünün kaynağı para olmuş durumda. Yan karakterlerimizde de tabiki bir Disney klasiği olarak hayvan dostlarımızı görüyoruz. Caz yapmak isteyen yetenekli müzisyen bir timsah Louis ile göğün en parlak yıldızını kendisi gibi bir ateş böceği sanıp da aşık olan mecnun Ray, hikayemizin en güzel ayrıntıları oluveriyor.

Bu haliyle bakınca The Princess and The Frog resmen ben bayılayım diye yapılmış gibi duruyor. Pek sevdiğim "Roaring 20s" fonunda, her bir karakterde değişik bir aksanla, hiç bitmeyen bir macera ve örnek alınası bir prenses imgesi. Ama nasıl olduysa oldu, sıkıldım. Bir noktada koptum, sonlara doğru toparladım ama yine de öyle tam bir sarmadı. Öncekilerde çok sıkılacağımı düşünmüştüm, hikayeleri kesin bayıktır, off şimdi bunu da mı izleyeceğim dediklerimde hep vuruldum, yuh dedim şahane şeylermiş ama en çok seveceğimi düşündüğümde bir şeyler yerine oturmadı. Halbuki dört dörtlük yapmış Disney bu versiyonu. Diğer prensesler arasında en güzel kıyafet serisine sahipti mesela bence Tiana, müzikler deseniz yine öyle. Ama olmadı. Bilemedim.
Yine de sırf ateş böceği Ray için bile izlenir The Princess and The Frog.

2 yorum:

  1. ya ben nasıl kaçırmışım bunu mutlaka izlemek istiyorum..

    YanıtlaSil