Xena ve Gabrielle bu bölümde yollarına devam ederken yine bir han gibi bir yere giriyorlar soluklanmak için. Xena'nın herkesi patakladığı saçma bir komedi sekansı eşliğinde genç bir adamın Xena'dan yardım istemesine şahit oluyoruz. Nişanlısı kaçırılan genç adam, Xena'dan nişanlısını kurtarmasını istiyor. İki kanlı bıçaklı krallık birbirlerine aşık olan prens ve prensesleri sebebiyle barış yapmış ancak şimdi bu barış bozulmak üzere. İki krallık da birbirini suçlarken asıl suçlunun haydutlar olduğunu hemencecik anlayan Xena, prensesi kurtarmak için haydutlar krallığı gibi bir yere giriyor. Burası eski Xena'nın çok iyi bildiği topraklar, nitekim eski dostlarıyla da karşılaşıyor. Nihayetinde Xena, prensesi kurtarırken seçtiği bu "redemption" yolunun getirdiği ağırlığı ve eski dostların özlemini yeniden hissediyor.
2 Ekim 1995'te yayınlanan bu ilk sezonunu 5.bölümünde Xena'yı ilk defa eski bir romantik arkadaşı ile görüyoruz. Xena'nın bir başka yönünü görebildiğimiz hikayenin mekanı olan haydutlar krallığı gibi olan saçma yer ise yine önceki bölümlerdeki dandik set prodüksiyonlarından nasibini almış durumda. İki düşman krallığın aşık olan gençleri temasının etrafında savaşı aslında sadece o savaştan çıkar sağlayanların körüklediği ve orkestra ettiği, düşman tarafların ise bu kötücüllerin oyununa geldiği mesajlarını taşıyan bir hikayemiz var. Tüm bunların içinde Xena'nın eski günlerinden tanıdığı dostunu aydınlık tarafa çekme çabasını da izliyoruz. Pek sevdiğim bölümlerden biri diyemem. Bir önceki bölüm "Cradle of Hope" salaklığı ve dandikliğiyle nefretimi taşıyor olsa da en azından üzerine çemkirirken eğlenebiliyorum. Oysa bu bölüm için sadece sıkıcı bir umursamazlık hissediyorum. Ta ki son dakikalarına ulaşıp da Xena'nın (yani Lucy Lawless'ın) kendi sesinden bir cenaze ağıdı dinleyene kadar. Ki aynı zamanda kendisi de yazmış bunu. Bölümün tek artı yanı bu son dakikalarındaki cenaze sahnesi yani.
Bir önceki bölümde dediğim gibi, bu bölümde Gabrielle'in konuşmasından, önceki bölümde Lerna adı verilen bir krallıkta bulunmuş olduklarını öğreniyoruz. Bu bölümde düşman olan krallıkların isimlerinin ise Beocia ve Kolonus/Kolonos olduklarını öğreniyoruz.
Beocia esasında İspanyolca. Antik Yunanistan'da Boeotia adı verilen bölgenin İspanyolcası. Antik Boeotia, kuzeyde Locris, kuzeydoğuda Euboean Kanalı, batıda Phocis ve güneyde Korint Körfezi, Megaris ve Attika ile çevrili. Boeotia'nın güneydoğu kısmı dağlıkken, diğer bölgeler nispeten düz. Düzlüklerin ortasında, 1900'lerin başlarında kurutulan Copais Gölü bulunuyormuş. Gölün taşkınları tarımsal verimliliğe oldukça faydalıymış, ancak aynı zamanda sıtmaya yatkın bataklık bir alan da yaratıyormuş. Antik Yunanistan'ın diğer bölgelerinden farklı olarak, Boeotia'nın ekonomisi neredeyse tamamen tarımsalmış. Boeotia bölgesi birçok kent ve kent-devletinden oluşuyor. M.Ö.338'de Büyük İskender'in babası olan II.Philip tarafından fethedilince tabi kentler yavaş yavaş nüfusunu canlılığını falan kaybediyor. Roma dönemine kadar da neredeyse her savaşta, birlik içerisinde ve tarihi olayda yer alıyor bu bölge.
Kolonos ise günümüzde de var olan bir yer. Antik dönemdeki aynı adlı yerleşimden ismini almış. Antik dönemdeki Kolonos veya Colonus, antik Attika'nın Aegeis klanına bağlı bir yerleşim yeri olup, Sofokles'in yaşadığı yer olarak ünlü ve şairin trajedilerinden birinin geçtiği bir yer. Adını, ovadan yükselen iki küçük ama göze çarpan tepeden almış (hani kolon/sütun gibi yani). Sofokles, bu yerin doğal güzelliklerini şiirinde şöyle anlatır : "Burada, sürekli misafir olan bülbül, şarap rengi sarmaşıkların ve tanrının bozulmamış yapraklarının arasında yaşayan, güneşten etkilenmeyen, fırtına rüzgarından uzak, koyu yeşil ağaçlıkların altında berrak sesiyle cıvıldar. Burada, eğlence düşkünü Dionysos, onu emziren perilerin yoldaşı olarak her zaman yeryüzünde dolaşır."
Sofokles'in "Oedipus Kolonos'ta" adlı oyununun başında, Xenos adlı bir karakter, kör ve dışlanmış Oedipus'a bölgeyi anlatır. Bölgenin deniz tanrısı Poseidon ve insanlığa ateşi getiren Titan Prometheus için kutsal olduğunu iddia eder. Ayrıca, bölgeye adını veren ve şimdi kahraman-tanrı olarak saygı gören eski bir hükümdar ve savaş arabası sürücüsü Kolonos yüzünden de kutsaldır burası. Daha sonra Oedipus, Eumenidler'e orada sığınmasına izin vermeleri için dua eder. Oyunun sonunda Oedipus'un ölümü ve gömülmesi anlatılır, ancak mezarının kutsallığının ihlal edilmemesi için yeri gizli tutulur.
Yani bu bölümde birbirlerine düşman olarak gösterilen iki krallıktan biri tarihte birçok kent devletini içinde barındıran bir bölge, diğeri de Atina kentinin bir banliyösü. Evet yine bir uydurmanın içindeyiz. Sorun yok. Haritamız şöyle:
Bölümde duyduğumuz isimlerden ilki Kolonos'un prensi Agranon. Agranon şeklinde değil ama Agron olarak kullanılan bir ismimiz var tarihte ve mitolojide. İlki, MÖ yaklaşık 1192'de Lidya'nın efsanevi kralı olan, Herodot tarafından Lidya Heraklid hanedanının ilki olarak adlandırılan Agron. Babasının, Herodot'a göre Ninova'nın efsanevi kurucusu ve Asur güneş tanrısı Şanta'nın soyundan gelen Ninus olduğu belirtilmiş. Herodot'a göre, Lidya'daki Heraklid hanedanı 22 nesil boyunca 505 yıl kesintisiz hüküm sürmüş. Hanedanın sonuncusu, ölüm tarihi MÖ yaklaşık 687 olan Kandaules, bu nedenle Herodot'un hesaplaması Agron'un tahta çıkış tarihini MÖ yaklaşık 1192 olarak gösteriyor.
Diğer Agron ise İlirya'daki Ardiaei kabilesinin kralı olan. Ama onun hakkındaki bilgilerimiz kısıtlı, çünkü burada tarihe geçen o öldükten sonra tahtı kucaklayan eşi Teuta'nın hikayesi. MÖ 227'den MÖ 231'e kadar tahtta kalan kraliçe Teuta, biraz etrafındakilere, biraz da Roma'ya kafa tuttuğu ve sonunda ülkesini Roma'ya teslim etmek zorunda kalmış olsa da akıllıca yönetmesiyle ünlü.
Mitolojideki Agron'umuz ise Eski Yunanca: Ἄγρων kelimesinden gelen ismiyle 'vahşi' veya 'kırsal' anlamını taşıyor. Eumelus'un oğlu ve Byssa ile Meropis'in kardeşi. Kim mi bunlar? Şöyle de kısa bir hikayemiz var. Aile, Kos'taki Meropis'te yaşıyor ve onlara her türlü nimeti veren Gaia'ya tapıyor. Ancak diğer tanrılara karşı oldukça saygısızlar ve dini festivallere falan asla katılmıyorlar. Agron özellikle Athena, Artemis ve Hermes'e karşı saygısız ve biri onu veya kız kardeşlerini bu tanrılardan birinin onuruna yapılan bir ritüele katılmaya davet ettiğinde, daveti reddedip, tanrıları küçümsüyor.
Sonunda, üç tanrı geceleyin Agron'u ziyaret ediyor. Hermes çoban kılığına, Athena ve Artemis ise köylü kızları kılığına giriyor. Hermes, Eumelus ve Agron'u kendi şerefine düzenlenen bir ayin ziyafetine davet ediyor ve Byssa ile Meropis'i, diğer kızların toplandığı Athena ve Artemis'in kutsal korusuna göndermelerini öneriyor. Bunu duyan Meropis, Athena'nın adıyla alay etmeye başlıyor ve bunun üzerine tanrıça onu bir baykuşa dönüştürüyor. Byssa, Leucothea'ya kutsal olan "byssa" adlı bir kuşa ve Agron, Hermes tarafından bir yağmur kuşuna dönüştürülüyor. Eumelus, oğluna bunu yaptığı için Hermes'i azarlamaya başlıyor ve kendisi de bela habercisi olduğuna inanılan bir gece kargasına dönüştürülüyor.
Bölümdeki Agranon'un bunların hiçbirinden esinlenildiğini düşünmüyorum. Sadece sanırım Boecia isminde olduğu gibi İspanyol esintisi karakterin ismine de sürünmüş bence, İspanya'daki Agron kasabasından yola çıkılmış gibi.
Düşman krallıklarımızın diğerinin prensesi ise Jana ismini taşıyor bölümde. Bu isim ise neredeyse tüm Avrupa dillerinde bulunan Ana ya da Anna isminin biraz Makedonya, Sırbistan, Hırvatistan dolaylarında görülen hali. Tarihte veya mitolojide özel bir yeri yok.
Bu arada Tracus/Trakus diye bir yerin bahsi geçiyor ama bu tamamen uydurulmuş bir kelime gibi.
Xena'nın haydutlar krallığının başı olarak bulduğu en büyük haydut ise Mezentius ismini taşıyor. Roma mitolojisinde Mezentius, Etrüsk kralı ve Lausus'un babası. Zalimliği nedeniyle sürgüne gönderilen Mezentius, Latium'a yerleşmiş. Kan dökmekten zevk alırmış ve savaş alanında son derece vahşiymiş; ancak Roma izleyicisi için daha da önemlisi, "tanrıları hor gören" bir kişilik olması. Bu kana susamışlık ve vahşilik anlamında aslında bölümde savaşı destekleyip, körükleyen, savaştan kazanç sağlayan haydut kralı olması oldukça mantıklı olmuş.
Xena'nın geçmişten tanıdığı romantik arkadaşı Marcus ismini taşıyor. Bu Roma tanrısı Mars'ın adından türetilmiş olduğu düşünülen bir isim. Bu, Roma ön adları arasında en popüler olanlardan biri. Ünlü taşıyıcıları arasında MÖ 1. yüzyıl devlet adamı ve hatip Marcus Tullius Cicero (kısaca Cicero olarak bilinir), MÖ 1. yüzyıl politikacısı Marcus Antonius (Mark Antony olarak bilinir) ve 2. yüzyılın önemli imparatoru Marcus Aurelius bulunuyor. Ama mitolojide bir Marcus'umuz yok.
Bir diğer karşılaştığımız isim Dectus veya Dictys. Dictys (Antik Yunanca: Δίκτυς, kelime anlamı 'ağcı/ağ adamı'), Yunan mitolojisinde dört farklı erkeğe atfedilen bir isim.
Birinci Dictys, bir balıkçı ve Seriphos Kralı Polydectes'in kardeşi; ikisi de Magnes ve bir Naiad'ın veya Peristhenes ve Androthoe'nun veya Poseidon ve Cerebia'nın oğulları. Her bir kaynak farklı bir aile söylediği için durum biraz karışık. Danaë ve Perseus'u kıyıya vurmuş bir sandığın içinde (veya balık ağında yakalanmış) bulan kişi bu balıkçı. Onlara iyi davranmış ve Perseus'u kendi oğlu gibi büyütmüş. Perseus, Medusa'yı öldürdükten, Andromeda'yı kurtardıktan ve daha sonra Medusa'nın başını Polydectes'e gösterip onu ve yanındaki soyluları taşa çevirdikten sonra, Polydectes Dictys'i kral yapıyor. İkinci Dictys, Dionysus'u kaçırmaya çalışan ancak tanrı tarafından yunus balığına dönüştürülen denizcilerden biri.
Üçüncü Dictys, Pirithous'un düğününe katılan ve Lapitlere karşı savaşan bir centaur yani at-adam. Pirithous'tan kaçarken kayıp, bir uçurumdan düşüyor. Bir dişbudak ağacının tepesine saplanıp sizlere ömür oluyor.
Sonuncu Dictys ise, Poseidon ve Augeas'ın kızı Agamede'nin Elealı oğlu. Aktör ve Belus'un kardeşi.
Bölümün bir yerinde su tanrıçası Panope'yi duyuyoruz. Yunan mitolojisinde Panopea (Antik Yunanca: Πανόπεια Panopeia) veya Panope (Πανόπη), 'panorama' veya 'güzel kocanın' anlamına gelen bir isim. Mitolojide deniz panoramasının Nereid'i sayılıyor. 'Denizin Yaşlı Adamı' Nereus ve Okyanus perisi Doris'in 50 deniz perisi kızından biri. Bu anlamda evet, senarist en azından bu konuda biraz kitap karıştırmış.
Bir başka duyduğumuz isim de Aescalus. Aeschylus olarak geçiyor tarihte, Antik Yunanca: Αἰσχύλος Aischýlos; yaklaşık MÖ 525/524 – yaklaşık MÖ 456/455 arasında yaşamış, genellikle trajedinin babası olarak tanımlanan antik Yunan trajedi yazarı. Türün akademik bilgisi onun eserleriyle başlar ve daha önceki Yunan trajedisinin anlaşılması büyük ölçüde hayatta kalan oyunlarını okumaktan yapılan çıkarımlara dayanır. Aristoteles'e göre, tiyatrodaki karakter sayısını artırmış ve aralarında çatışmaya izin vermiş. Çünkü eskiden karakterler yalnızca koro ile etkileşim halindeymiş.
Diğer duyduğumuz isimler Brisus ki bu da uydurma, diğeri de Antonius gibi oldukça popüler ve genel geçer bir isim.
Haydutlar kralımızın kalesinin altında bir kaplıca kaynağı olduğunu görüyoruz sonra bölümde. Antik Yunan'da zaten bir dolu kaplıcaya rastlıyoruz.
![]() |
| Prensimizin krallığının arması, hayır sanki Ortaçağ Britanyası'ndayız |
![]() |
| Şimdi bu yazı neyin yazısı? Linear A desem değil ama az bir biraz belki Linear B'den esinlenme var |
Dediğim gibi bu bölüm, o kadar sıkılarak izlediğim bölümlerden biri ki içinde araştırılacak çok şey de yok. O yüzden biraz ruhsuzum bu bölümde. Bölümün benim için tek izlenebilecek yeri olan sondaki cenaze sahnesiyle bitiriyorum.








Hiç yorum yok:
Yorum Gönder