8 Şubat 2015 Pazar

Ender Aysever'den "Geç Kalmış Romantik" ve diğer öyküler

"Hikayeci" demiş olabilirim kendime ama aslında hikaye yazamam. Yani bildiğimiz anlamda, edebiyat terimi olarak "hikaye" türünde yazamam. Çünkü hiçbir şeyi kısa tutamam, anlatacağımı kısa bir süre içinde, başı sonu belli, eli yüzü düzgün bir şekilde anlatamıyorum. Daha önce bahsettiğim o kafamda oynayıp duran, peşimi bırakmayan "hikayeler" aslında ciltler sürüyor, doğru düzgün yazabilsem "roman" kategorisi altına sokulacak şeyler. Bu "hikaye" yazabilme yeteneğine sahip olamamamım yanında, sevmiyorum da onları okumayı. İstediğim tadı vermiyor hikayeler, çok neşeli bir şeyi anlatıyor da olsa mutsuz bırakıyor sonunda beni. Tuhaf bir his, neden olduğunu bir türlü anlayamadığım bir his. Hikaye görünce kaçıyorum, yazanlara, yazabilenlere sonsuz saygı duyuyorum ama elimde değil, sevemiyorum.
Enver Aysever, kaynak
Bu  duygularımı geçirir mi acaba diye elime almıştım "Geç Kalmış Romantik"i aslında. Kitabın ismini görünce vuruluyor insan sonuçta. Hem Ender Aysever'i tvde yaptığı programlarla çok sevmiştim, birkaç zaman önce Nisan'a Mektuplar'ını da okuyup, beğenmiştim. Bir de Nasıl Yazar Olunur ve Edebiyat Ölmelidir kitapları da hediye gelince en başından yazdıklarını okuyayım dedim Aysever'in. Ama o his devam etti, yazın yaşamına adım attığı bu kitaptaki hikayeler de beni o hisle bıraktı. Hele ki Aysever'in hikayeleri genel-klasik yapıdaki hikayeler olmayınca büsbütün kaçmak geldi içimden. Yazımını takdir ettim, keşke ben de böyle yazabilsem dedim - yapıyı oluşturmakta çok başarılı - ama bitirene kadar öldüm öldüm dirildim.
İçinde 10 tane hikaye var:
- Önsöz Niyetine Vasiyatname
- Aşk Acemisi
- Geç Kalmış Romantik
- Ben, Şerko ve Müzisyen
- Durdurulmuş Zamanın Fotoğrafı
- Renkler ve Günce
- Yağmurla Gelen Yüzler
- Bordo Defter
- Mübeccel'in Feryadı
- İstanbul'da Sabah
Sanırım en sevdiğim ya da içime sinen diyeyim Ben, Şerko ve Müzisyen oldu. Diğer hikayelerin çoğu yerinin de altını çizmek istedim, ne güzel sözler, ne tatlı cümleler vardı..Ama yine de hikayeler bana göre değil sanırım.
Neyse ben sizi o tadından yenmez cümlelerden ufak bir kesitle başbaşa bırakayım.

Artık bir şeylerden heyecanlanma nedenim sen olmamalısın. (s.15)

"Çocukluğumun beni buraya taşıyacağını bile bile, yeniden çocuk olur muydum?" (s.15)

...ve sadece kokunla yolumu bulmaya itersen günün birinde, beni bana karşı yalancı olmaktan kurtaracak bir tanık bulmalıyım. O tanık ki, bütün tükenmiş dostluklarımın izini taşımalı; beraber sarhoşluklar yaşanmış, kavgalar edilmiş, hayaller kurulmuş, amaçlar edinilmiş ve hiçbirine ulaşılamadığı için kızmamış olmalı. (s.18)

'Sorun şu ki, kocaman laflar etmekle büyük işler kotarılmış olmuyor. Dolayısıyla yeryüzünde sahibi olmayan bir dolu sözcük, amaçsız, yönü belirsiz ve insanın midesini bulandıran bir yapışkanlıkla dolaşıyor,' diye geçirdi içinden Aşk Acemisi. (s.19)

Yağmur yağıyor. ' Bir türlü hava tam karanlık olmayı beceremedi,' diye geçiriyorum içimden. Ne aydınlık ne de tam karanlık. Bu saatlerde hep korkuyorum. Yarım hissediyorum kendimi. Mektubu okuyacak gücü bulmak için tamamen karanlık olmasını istiyorum havanın. Aydınlıkta çıplak ve güçsüz olur insanlar...(s.23)

- Tam kendimi gördüm derken, çatlak bir aynaya baktığımı fark ettim. Aynalar zaten sınırlı gözleriyle bakarlar diye düşünmüştüm ki, gölgemi gördüm. Beni hiç yalnız bırakmayan, sürekli yalnızlıktan söz eden gölgemi...Üzerine ayna tuttum, aynalar gölgemi göstermedi. Aynalar ve gölgeler! Hangisi? Beni olduğum gibi gösteren aynalar mı, sis perdesi ardındaki gölgem mi? (s.83)

Daha ilkokul sıralarında öğrenciyken, içimin sıkıntısından, boğulacakmış gibi oluyordum. Ben, kendimi bildim bileli bir sürgün hayatı yaşadım. (s.86)

Bir sabah bütün insanlar hamamböceği olarak uyandı. Ama siz hala uyuyordunuz. (s.90)
Goodreads'te Enver Aysever
Aykırı Akademi
Twitter
Kitap nette en ucuz Babil'de, 7,30 tl -->link

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder