18 Mart 2026 Çarşamba

Gimbap and Onigiri {キンパとおにぎり〜恋するふたりは似ていてちがう} (2026)


 Park Rin isimli kızımız Tokyo'da animasyon bölümünde yüksek lisans yapan bir Koreli. Kafasının bozuk olduğu bir akşam her yer kapandıktan sonra bir de bakıyor ki aç bilaç kalmış, ilk gördüğü restauranta dalıyor. Tam kapatıp çıkmak üzere olan çalışan Hase Taiga oğlumuz ise bu sülün gibi kızcağızın haline acıyıp azcık bir pilav kalmıştı dur sana bir onigiri sarayım hemen diyor. O akşam bu şekilde tanışan Taiga ve Rin sevgili oluveriyorlar. Onlar sevgili olarak hayatlarında yollarını bulmaya çalışırken Taiga'nın patronu, restaurantın sahibi Taguchi Shigeo amca ile, restaurantın daimisi ve Taiga ile Shieo amcanın dostu Noa kızımızla, Noa'nın eblek erkek arkadaşı ile ve Rin'in Kore'deki okulundan üst dönemi olup şimdi Tokyo'da çalışan Kang Junho oğlumuz ile de tanışıyoruz. Ve Rin mezun olmaya ve iş bulmaya çalışırken geçen süre içinde tüm bu insanların hayatlarında yollarını bulmaya çalışmalarını izliyoruz.

Gimbap and Onigiri, 12 Ocak - 16 Mart 2026 arasında yarım saatlik 10'ar bölüm olarak yayınlanan bir Japonya-Kore ortak yapımı. Aslında senaristi de yönetmeni de Japon, o yüzden ortak yapım mı pek bilemedim. Neyse. Dizinin isminden heyecan yapıp, demek iki ülkenin yemekleriyle falan ilgili sevimli bir romcom izleyeceğiz diyerek hevesle daldığım bu 10 bölümün sonunda sinir hastası olmaktan son anda, finalinin istediğim gibi olmasından ötürü, iyi kurtuldum. Bir de neyse ki her hafta sadece bir bölüm yayınlanıyordu ve o bölümler de 30 dakika civarında olduğu için dayanabiliyordum bir şekilde.

Taiga ve bir Japon dizileri klasiği annesi

Rin'in en az kendisi kadar toksik annesi

Aslında oldukça iyi bir vaatle başlıyor hikaye. Tamam ismi yanıltıyor biraz, konunun o kadar da yemeklerle alakası yok çünkü. Çıkış noktası oymuş gibi görünüyor ama hiç öyle o yemek bu yemek üstünden ilerleyen bir hikaye değil. Hikayenin temel yapısı çok mantıklı, hayatlarının belli bir dönemindeki farklı farklı insanların bulundukları safhayı noktalamaları ve bir sonraki aşamaya geçmeleri üzerine çok samimi bir hikaye. Karakterlerin kişiliklerinin ve hikayelerinin neden bu kadar iyi olduğundan ve bunları neden bu kadar beğendiğimden bahsetmeden önce diziyi tüm güzelliklerine rağmen mahveden şey konusunda nefretimi kusup, bir rahatlamak istiyorum müsaadenizle.

Sinirden o kadar elim ayağım titriyor ki neresinden başlayacağımı bilemiyorum. Öncelikle önümüzdeki en büyük sorundan başlayalım. Park Rin karakterinden. Sonra Park Rin ile Has Taiga arasında var olmayan kimyadan. Sonra Park Rin'i canlandıran Kang Hye Won'dan.

Dizinin ilk başlarında Kang Hye Won'un ifadesiz suratını görüp de yine de daha olayın başındayız, belki bölümler ilerledikçe oyunculuğa ortama falan alışır dedim. Alışmadı. İlerledikçe ifade yapabilmek, duygu belirtebilmek için yüzü bu sefer ürkütücü biçimler almaya başladı. Sanırım yüzüne inanılmaz derecede işlem uygulanmış (benim hissim, fikrim, gerçeğini bilmiyorum tabi), hiçbir mimiğini santim oynatamadığından yüzü kalıp gibi duruyor. Oynatmaya zorladığında ise tüm yüzü geriliyor, yanaklarında, ağzının kenarlarındaki kısımlarda saçma çukurlar meydana geliyor ve gözleri ile dişleri pörtlüyor. Cidden çok ürkütücü bir görünüme bürünüyor.

Evet sinematografi güzel

Tüm bu sıfır oyunculuğun üstüne bir de o kadar toksik bir karakter oynamak zorunda kalması cidden ona da bize de eziyet. Hani biraz sevimli bir karakter yazılmış olsa belki tüm o mimiksizlik bir ölçüde yumuşayabilirdi. Park Rin karakteri bugüne kadar gördüğüm en toksik kız arkadaş, sevgili karakteri. En başından itibaren ekrana, Taiga'ya bağırmakla geçti zamanım, kaç yavrum evladım koş kaç allahını seversen kaç şu kızdan diye diye bitirdim bölümleri. Bence psikoloji bölümlerinde ders niyetine inceleme örneği olarak gösterilmeli bu kız. Her durumda mağdur, her durum onunla ilgili. Her zaman karşısındakinden bir şeyler bekliyor, hep bir beklenti içinde. Bu beklentisi de hep karşısındakinin değişmesi üzerine, onun kendi isteği şekilde davranması üzerine. Çocuğa ilişkileri boyunca bir saniye huzur vermedi. Çok mutlu olmaları gereken bir durumda bile hemen üzülüyor, ağlıyor mesela. Konuşmada eğer çocuk onun istediği şeyleri söylemezse neredeyse süpermarket ortasında kendini yere atıp kriz geçiren bir bebek gibi kriz geçiriyor. Taiga onun istediği gibi mesaj atmazsa olay çıkarıyor. İnsan içinde salak saçma hareketler yapıyor sanki hevesle geldiği ülkenin kültüründen bihabermiş gibi, Taiga yavrum da yazık bir an utanır gibi olunca gene kriz geçiriyor kızımız. 

Bir de dizi şey demeye çalışıyor hani bu Park Rin sayesinde Taiga kendini buldu, gelişti. Alakası yok. Bu kız, çocuğu anca mal etti habire bir göz süzüp, bir kriz geçirerek. Dahası diğer karakterlerin de işte hayatını değiştirdi, aaa Rin çok iyi bir insan falan. Noa'ya ne faydası oldu bu kızın, iki dakika ancak muhabbet ettiler tüm dizi boyunca. Kendisine aşık olan Park Junho'nun salak salak hareketler yapmasına yol açtı sadece, üstüne bir de çocuğu hiç anlamadı, hiç iyi davranmadı, hep kendinden bahsetti, hep kendisiyle ilgilenmesini sağladı, sonra da üzdüğünü bile anlamadı. Junho'ya tek faydası onu Noa ve diğerleriyle tanıştırmış olmasıydı.

Yani saya saya, anlata anlata bitiremem. Tüm dizi Park Rin kızımızın toksik kişiliğinin sahnelerini bir bir sıralamasıyla geçiyor. Ekranda olduğu her an bir başka zehir saçıyor ortaya. Hayır beni neden bu kadar rahatsız etti sonuçta kurgu bir şey izliyorum diyorsanız, cevabım şu: Bu kızlardan gerçek hayatta da var, gördüm, tanıdım ve işin kötüsü tam da dizide olduğu gibi bunlara böyle köpek gibi bağlanan ve hayatlarını kendi istekleriyle eziyete çeviren erkekler var. Yani bu tür insanları bence hastanelere kapatmak gerekiyor. İnsan içinde oldukları süre boyunca diğer herkesin sağlığını bozuyorlar. Neyse küfretmeye başlamadan önce bu bahsi burada bitiriyorum.

Bir diğer olmayan şey de iki başrol arasındaki kimya noksanlığı dediğim gibi. Ama bunun sebebi biraz belli, yukarıda da kustuğum gibi Park Rin karakterini oynayan Kang Hye Won'un duvar gibi oluşu. Erkek başrolümüze hayat veren Akaso Eiji'yi haliyle ilk defa izledim bu diziyle. Kimdir necidir nasıldır hiçbir fikrim olmadan. O da çoğunlukla sabitti ama kendi başına ya da başkalarıyla sahnelerinde bir minik de olsa duygularını hissedebiliyordum, karakterine bir kişilik verebiliyordu. Ama ne zaman iki karakter yan yana olsa ortam çok tuhaflaşıyordu. Havada anlamsız bir tuhaflıkla öylece kalakalıyorlar gibiydi. Hikayenin odağı olan ilişkiyle, karakterlerle ilgili sahneleri atladım bu yüzden çoğunlukla. Onlar ekrana birlikte geldiği anlarda hep ileri sardım. Dayanılacak gibi değildi. Hem bu tuhaflık yüzünden hem de anlattığım toksiklik seviyesinin boğazımı sıkması yüzünden.

Oysa dedim ya aslında çok da iyi düşünülmüş bir hikaye. İki farklı kültürden insanın tesadüfen bir araya gelip, farklılıkları sayesinde birbirlerine aşık olması, kültürlerinden birbirlerine aktardıkları sayesinde birbirlerinin hayatlarında çözümlemelere ve ilerlemelere sebep olması ve dahası onların ilişkisi sayesinde yakın çevrelerinin de hayatlarının iyileşmesi, gelişmesi üzerine pek sevimli bir hikaye. Ama işte uygulamada çok büyük sorunlar var. Oyuncular ve toksik karakterin yanında bir de farklı kültür olayının da tutmaması durumu var. Japon ve Kore kültürlerinin birbirinden o derece bir farklılığı yok. En azından dizide abartmaya çalıştıkları kadar yok. İki ülke insanı birbirini ilk defa görüyor gibi davranıyorlar mesela, haliyle alakası yok. Park Rin kızımızın toksik kişiliğinin özelliklerini kültür olarak göstermeye çalışıyorlar sonra, bak bizde ilişkiler böyle falan gibi salak saçma bir şekilde.

Noa'nın kımıl zararlısı sevgilisini buldum Noa'nın fotosunu bulamadım ya!

Neyse ki yan karakterler ve onların hikayeleri daha sevimliydi de biraz olsun izlenecek bir şeyler vardı. Mesela ekranda ilk belirdiği andan itibaren Noa kızımızın kendisi de hikayesi de her şeyden daha ilginç ve sürükleyiciydi. Bazı bölümleri sırf onun hikayesinde ne anlatılacak diye izledim. Gerçi onun da işsiz güçsüz parazit sevgilisi ile olan ilişkisini algılamakta ve mantığını kavramakta baya zorlandım ama olsun. Yani çocuk senden, tüm gün kırk tane ayrı part time işte çalışıp kazandığın parayı her gün atari salonunda harcamak için istiyor ve sen de teklemeden veriyorsun. Her gün. Çocuk yakışıklı bile değil. Kafası zerre çalışmıyor ve herkesin kandırabildiği bir saf salak. Yani neden? Off allahım böyle de yazınca sanki diziyi kendime eziyet etmek için izlemişim gibi geliyor ama öyle değil ya. Değildir yani herhalde.

Neyse en azından Taiga oğlumuzun hayat yolculuğu ve kişilik gelişimi, kahramanın yolculuğu temasını gayet başarılı bir şekilde doldurabildiği için memnunum. Geçmişinin sancısını anlatmaları, o hayaletlerle adım adım barışması, kendini tanıması, kim olduğunu bulması, hayatını yoluna koyması ve aman artık spoiler olacaksa olsun söylüyorum, o toksik kızdan kurtulması mükemmeldi. Yani budalara konfüçyüslere jackie chanlere şükürler olsun yarabbim kurtarabildi ya kendini o kızdan!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Gimbap and Onigiri {キンパとおにぎり〜恋するふたりは似ていてちがう} (2026)

 Park Rin isimli kızımız Tokyo'da animasyon bölümünde yüksek lisans yapan bir Koreli. Kafasının bozuk olduğu bir akşam her yer kapandıkt...