26 Kasım 2015 Perşembe

infra nulla

Gerçekten mutsuzum. Sapına çöpüne kadar mutsuzum. Bu sefer farklı olur demiştim. Salaklık işte. Gene aynı resme döndü manzara. Ya neden böylesine kocaman bir duvarla karşılaşıyorum her seferinde? Başka bir bölümden gelmiş olmam, başka bir konu hakkında 4-5 yıl eğitim almış olmam neden bu kadar büyük, aşılamaz bir önyargı duvarı oluşturuyor önüme? Hayır sanki ben rahatsız olmuyorum sizin bildiklerinizi bilmiyor olmaktan. Ama bunun için çaba gösterdiğimi, açığımı kapamak için tüm gücümle çalıştığımı ve dahası bunun da bilincinde olduğumu belirtmeye çabalıyorum her defasında. Gelip de hiç yoktan, bu halimle, hepsini hallettiğimi falan iddia etmiyorum ki. Hayır verseydiniz bilimsel hazırlık, verdiniz de kaçtım sonra da gelip illa yüksek lisans derslerine alacağım mı dedim? Başladığımdan beri hepsi arada soruyor akıllarına geldikçe, bilimsel hazırlık verecekler miydi sana hede hödö diye. Bakın bunu soranlar da aslında bu bilimsel hazırlığı vermeye karar verecek asıl kişiler. Bilimsel hazırlık verecekler miydi vereceklermiş miymiş? E ben ne bileyim vermediniz işte! Geldim kayıt oldum, soracak insan aradım, hiç biriniz ortada yoktunuz. Kendi kendime mi bilimsel hazırlık verseydim! Hayır öyle bir soruyorlar ki sanki ben vermemişim! Te allahım! Bilimsel hazırlık vermediler miymiş bana? Onu verecek olan sensin arkadaşım! Bunun kararını beni ilk kabul ettiğinde bildirilecek yerlere bildirmesi gereken sensin! Sanki onlardan tamamen bağımsız, tamamen onlarla alakası olmayan, öyle uzay boşluğunda salınan bir şeymiş gibi davranmıyorlar mı! Kafalarını duvarlara vurasım, sonra tüm masayı üzerlerine devirip, kapıyı çarpıp çıkasım geliyor! Ulan lanet olsun bu ülkenin verdiği eğitime de vereceğine de! Hayır ben durup da sizin öğrendiklerinizi öğrenmedim ama hooop geldim şimdi illa asistan olmak hoca olmak ocağınıza taş tıkamak istiyorum mu diyorum sanki! Diyorum ki hiçbirinize bir zararım yok, sadece beni mutlu ettiğini düşündüğüm (çoook eskiden) şeyi öğrenmek, bakın ÖĞ-REN-MEK istiyorum ki sonra buralardan çekip gittiğim ülkede az buçuk sevdiğim bir işle ilgilenebileyim, kod yazmak network kurmak kullanıcı hesabı açmak zorunda kalmayayım diye.
Ama yok! Yooooook! İlla bu hobbitin hayatını en kötü ne şekle sokabiliriz, tüm ruhunu iliğini nasıl kurutup nasıl hayattan nefret ettirebiliriz'in derdindesiniz. Çünkü tüm insanlar bunun için doğuyor, istisnasız benim hayatımı mahvetmek, kendimi öldürüp, bu işkenceden kurtulmam için zorlamaya çalışmak için.
Belki hala nefes almama devam etmem için bir sebepler birşeyler vardır diye düşünmüştüm işi bıraktığımda ama yokmuş. Yapacak bir şey yok.

3 yorum:

  1. Senin hayatın, aldığın nefes öyle kıymetli ki bilemezsin! Kimse de bunu boşa harcamana değmez. Benim duyduğum zaman çok etkilendiğim, hala ara sıra aklıma gelen bişeyi sana da söyliyeyim. Nefes deyince yine hatırladım. Ramazan ayında tv de bir hoca şöyle demişti. Her insan doğarken alıp vereceği nefes sayısı ile doğar. Yani baştan senin de benim de kaç nefesimiz olduğu belli. Bu sayı bitince ölücez. Sonra dedi ki, ama kimi bu nefesi sigara içer, erken tüketir, kimisi spor yapar, kendine iyi bakar, tam vaktinde gider dedi. Ayy, bilmiyorum işte çok etkilenmiştim.

    Neyse asıl diyeceğim, seni tanımasam da yazıların vasıtasıyla seni sanki çok yakın bir arkadaşımmışsın gibi seviyorum. Çok samimisin, bu kadar masalsı bir blogu olup da bu kadar gerçek olan kaç kişi var ki? Kendine iyi bak ve herşeyi oluruna bırak lütfen. Tüy gibi hafifliceksin. Elinden geleni yaptıysan artık bekle ve gör bakalım neler olacak...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim, böyle yazdıklarını okuyunca bir nebze olsun iyileşiyor gibi hissettim ama gene de bir şeyler düzelmiyor, düzelmedikçe de ben böyle oluyorum. bilmiyorum.

      Sil
  2. Söz vermiş olduğum üzere yavru kuş; işler umduğun gibi gitmediğinde, karamsarlığa düştüğünde, kendine verdiğin "artık kaderime lanet okumayacağım, başıma gelenlerin sorumlusu benim" sözünü hatırlatmayı borç bilirim!

    Birbirimize benzer içsel blokajlarımız var. Aslında çok dirayetli, çalışkan ve --sevmemene rağmen-- yapılması gerekeni yapacak sorumlulukta olsan da, kendini yırtıcılar ülkesinde zayıf, naif bir hobbit olarak görmek... Başkaları ne kolay yükseliyor hayat yarışında, herkes ne kadar mutlu, vb fikirlerle gelen demotivasyon... Başka bir ülkede, başka bir ailede doğmuş olsaydım, farklı seçimler yapabilecek kadar param olsaydı, vb keşkelerle --sınırlı da olsa var olan-- etki alanını yok sayma ve akabinde özdeğer kaybı...

    Hayat 7 milyar pikselden oluşan kocaman bir resim ve bu piksellerin neredeyse hiçbiri olması gerektiği yerde değil. Çok az piksel kalbinin attığı yerde olabilecek şansa ve cesarete sahip. Bu yüzden de toplam görüntü çok çirkin ve piksellerin çoğu mutsuz. Üstelik her piksel de birbirinin yerinde durduğu için, kendi yerini bilsen bile ulaşmak zahmetli ve bazen imkansız. Koltukların numaralı olduğu bir konsere gittiğini, biletinde yazan koltuk no'da başkasının oturduğunu, kalkmalarını istediğinde de kendi yerlerinin de dolu olduğunu söylediklerini canlandır gözünde :-)

    Bunu aklında tutarak, yeni okulunun yerlileri tabir edeceğim kişilere tekrar bak. Öğrencisi, hocası, asistanı, hepsine... Kaç tanesi kalbi orada olduğu için orada? Kaç tanesi puanı ancak yettiği için? Kaç tanesi okumaya devam ettiği sürece askerlikten kaytaracağı veya baba parası ile beslenmeye devam edeceği için? Kaç tane hoca gerçekten branşına ve çömezlerine değer katmak için orada? Kaçı önemsiz ama sabit gelirli bir yaşam için orada? Sen ne için oradasın?... Burası çok önemli bak: Mecbur olduğun için değil, seçtiğin için oradasın... Ve herkes bunun farkında... Rasyonelliğin kralının eğitimini almışsın, ama rasyonel değilsin. Farklısın. Tehlikelisin. Mesleklerine değil, varoluşlarına tehditsin. Sorsan hepsi seni sevmiştir, kötülüğünü istemezler, ama bilinçdışı şekilde senin başarısız olduğunu, pes ettiğini, pişman olduğunu görmeye ihtiyaçları var...

    Sen bir seçim yaptın Hikayeci. Radikal bir seçim. Kendine yeni bir ben doğurmayı seçtin. Hiçbir doğum kan, ter ve gözyaşından muaf olmaz! İster yengene, ister belgesellere bak. (Yo dostum, yo... "Anne olunca anlarsın" demeyeceğim :D)

    Şunu da unutma: hiç kimsenin sana özel garezi yok, özellikle de kaderin. Ama hayat ısrarla soracak sana "emin misin?" diye. Her gün sorar. Her nefesinde sorar. İçin bayılmış şekilde kod yazarken de sorar, uykundan feragat edip çeviri & sunum hazırlarken de sorar. Adına doğa de, hayat de, tanrı de, manitu de, tao de, force de.. İyi veya Kötü değildir hayat. Her gün yeni bir seçim daha yapabilme fırsatı verecek kadar şefkatlidir sadece......

    Tekrar söylüyorum: seçtiğin için oradasın, mecbur olduğun için değil. "Seçiminin cezasını çek" demek değil bu. Bu basit gerçeğin farkında olarak yaşadıkça; sen aynı tempoyla, çevren aynı lakaytlıkla devam etse de mutsuz olmayacaksın. Ve bu yeni gömlek de sana küçük gelmeye başladığında, eski işine yaptığın gibi, bunu da bırakacaksın. Pişmanlıkla, yenilgiyle değil. Büyüdüğün için olacak.....

    İçindeki çocuğun "büyüme" kelimesine alerjik yaklaştığını biliyorum. Hiç büyümesem, hep çocuk kalsam diyen tarafına selam söyle: büyümeyen şeye çocuk değil yetişkin denir ;-)

    Bana buraya kadar katlandıysan teşekkür ederim ^_^

    YanıtlaSil