Buna da ağustos 2019 tarihini düşmüşüm. Ve bunu da Aralık 2022'de okumuşum. Kitabın konusu çok ilgimi çekmişti onu hatırlıyorum alırken. Spinoza hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmiyordum kitabı gördüğüm dönem, belli belirsiz okul döneminden hatırladığım şey filozof olduğuydu, başka da hiçbir fikrim yoktu. Okuduğum hiçbir şeye benzemediğini düşündüğümü hatırlıyorum bitirdikten sonra. Okurken, böyle bir şey okuyor olduğumdan dolayı aldığım keyfi ama sayfaların içindeki hikayeden dolayı da boğazımdaki acı tadı hatırlıyorum. Ben de böyle kitaplar yazabilmek istiyorum demiştim. Böyle hissettiren, böylesine düşündürten, içi böylesine dolu dolu, ciddi ciddi insana pek çok şeyi sorgulatan böyle kitaplar yazmak istiyorum demiştim.
Goodreads'te bitirdiğimde şöyle not etmişim:
Büyük ihtimalle konusunu görüp, ben bunu kesin severim diye almışım kitabı. Rafımda öylece duruyordu. Yıllar olmuş. Ancak elime alıp, okuyabilmeye başladım geçen yıl. Yılın son günlerinde de azimle bitirdim.
Kitapta bir 1600lü yılların Hollandası'na gidip, Spinoza ile yürümeyi, bir 1900lerin başına gidip tüyler ürpertici Doğu Avrupa atmosferini solumayı çok sevdim. Spinoza ile ilk defa tanışıyordum, 1600lerin Hollandası hakkında ise hemen hemen hiç bilgim yoktu. Öğrendiğim için aşırı mutlu oldum.
Nazi Almanyası'nın ortaya çıkışına şahit olmak ise her seferinde içimi allak bullak ediyor. Kendimi her sayfada kandırmaya çalıştım, gerçek değil gerçek değil olmadı olmadı diyerek. Yoksa gerçekliğini kabul edersem okumaya da dayanamayacaktım.
Yalom'un anlatımı ilk başlarda alışkın olmadığımdan cümleleri sorgulamama yol açtı bu arada. Edebiyat açısından değerlendirmeye gidiyordu aklım refleks olarak. Oysa daha başka bir tarzı varmış. daha böyle, kendisinin de kitabın sonunda belirttiği gibi, terapi gerçekleştiriyor gibi karakterlerle. Tarihteki bu gerçek kişiliklerin kurgusal olarak da olsa beynine girebilmek paha biçilemezdi. Yalom'un tüm kitaplarını değil ama yine böyle zaman yolculuğu yapabileceğim kitapları varsa okumayı isterim diyerek bitiriyorum düşüncelerimi.
Yazarımız Irvin D.Yalom bir psikiyatrist aslında. Bu yıl 94 yaşında, varoluşçu olarak geçiyor. Stanford'da emeritus profesörmüş, emekli olmuş. Kendi web sitesinde diyor ki artık hasta almıyor, oğluna ulaşabilirsiniz. O da aynısındanmış. Çok kıskanıyorum ya. Valla. Böyle efsane okullarda alanlarında efsane olmuş akademisyenleri, bilim insanlarını çok kıskanıyorum. Neyse. Kitaptan şöyle satırların altını çizmişim okurken:
"Tükenmeyen mutluluğa uzanan asıl yol başka bir yerde olmalı."
"...; gerçi bütün çocukluk arkadaşları büyümüş ve dört bir yana dağılmıştı, hem zaten asıl aradığı şeyin kendi derinlerindeki hayaletler olduğunun, aslında sahip olmayı dilediği arkadaşları aradığının farkındaydı."
"Bu sadece bir tahmin ama senin kendini herhangi bir yerde 'evde' hissedip hissetmeyeceğini merak ediyorum, çünkü ev bir yer değildir, sadece zihinsel bir durumdur. Gerçekten evde olmak kendi içinde evdeymiş gibi rahat hissetmektir. Ve Alfred senin kendi içinde evdeymiş gibi rahat hissettiğini sanmıyorum. Belki hiç hissetmedin. Belki hayatın boyunca evi yanlış bir yerde aradın."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder