"I think I've discovered the secret of life - you just hang around until you get used to it."
15 yıl. Hayatımda hiç bu kadar uzun süre tutunduğum bir şey oldu mu sanmıyorum. Yani her şeyden zaman zaman soğudum, vazgeçtim, yarı yolda elimden bıraktım, başka bir şeyler aldım yanıma. Ama Neverland'i - 2013'ün sonundan 2014'ün yarısına kadar olan karanlık dönem dışında - hiç bırakmadım. Her ay olmasa da, bazı yıllar bir iki kere bile zar zor yazsam da, yine de yazdım. Şimdi düşünüyorum da 15 yıl önce o Şubat günü romanlarımı yazmaya başlasaydım ve bu şekilde 15 yıl boyunca her ay bir şeyler ekleseydim, şimdiye kim bilir kaç kitap yazmış olurdum. Olsun. Buraya yazarak da bir şeyler üretmiş oldum sonuçta. 15 yıldır yaşamıma tanıklık eden bir tablo gibi, bir kitap gibi burası da.
Çok tuhaf. Yazacak hiçbir şey gelmiyor aklıma. Takvime bakıp da ayın 17'si olduğunu gördüğümde düşündüğüm onca şey, bu beyaz sayfayı açınca uçtu gitti. Zaten sanırım en son 5 yıl önce 17 Şubat'ı kutlamışım gibi görünmesinin bir sebebi de bu. Ne diyeceğimi bilememek. Artık kimsenin okumadığını bildiğim bir yerde, kendi kendime kalmışım ve kendime konuşuyormuşum gibi hissettiğim için belki de. Öyle bir dünyada bulduk ki kendimizi, artık kimse bir şey okumuyor. Yazmak hiçbir şey ifade etmiyor. Herkes sadece saniyelik videoları parmağıyla kaydırıp duruyor. Ben yapmıyorum. Evet, ben bunu yapmıyorum. Ve tam da bu yüzden, yine ait olamadığım bir dünyanın içinde bocalıyorum. Ben video izlemeyi sevmiyorum. Film izlemeyi, dizi izlemeyi tabiki seviyorum ve ne kadar sevdiğimin kanıtı da tam burada, Neverland'de. Ama o elimizle kaydırdığımız videolardan nefret ediyorum. Çünkü çok çabuk geçiyor gözümün önünden görüntüler, hiçbir şey yakalayamıyorum, algılayamıyorum. Durdurup, uzun uzun bakmam gerekiyor. Bu dünya nasıl bu hale geldi? Ne zaman oldu bu? Bunu da anlayamıyorum.
O yüzden burada böyle kendi kendime konuşmak bana iyi geliyor. Yazmak, bana her zaman iyi gelmiştir zaten. Eskiden bir iki yorum yazan olurdu mesela, böyle ayda bir, yılda bir üstüme minicik bir okuyan vaaar sevinci çöreklenirdi. Bir gmail hesabı olmayanların yazmasını engelle ayarını yaptığımdan beri tek bir yorum bile gelmedi. Üzülmedim ama ilgincime gitti. Sonra da sorgulamayı bıraktım zaten. Bu ayarı da can sıkıntısından yapmamıştım halbuki. Çok fazla spam yorum gelmeye başlamıştı, hani şu falanca doktora gittim bunu çözdü siz de şu numarayı arayın diye yazan bir dolu mesaj. Yine kendimi tekrarlıyorum gibi olacak ama bu nasıl bir dünya oldu böyle? Nasıl bir dünyaya dönüştürdünüz bunu? Mutlu musunuz?
Neyse, bu bir çemkirme yazısı olmayacaktı, amaç bu değildi. Bu bir kendini takdir etme yazısı olacaktı. Plan buydu. Kendimi tebrik ediyorum, 15 yıl bir şekilde başladığım bir şeyi de bırakmadığım için. 20'lerimin başında başladığım bu yolculukta 20'lerimin vura çarpa geçişini ve 30'larımın çalkantılarını geçirdiğim bu yerin varlığı için ve nihayetinde 40'larıma daha anlamış, daha öğrenmiş, daha farkına varmış ve daha da hayallenmiş olarak yelken açtığım için tebrik ediyorum kendimi. Aferin kız. Vallahi.
"In the depth of winter, I finally learned that within me there lay an invincible summer."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder