13 Nisan 2019 Cumartesi

Mary Shelley'nin "Mathilda"sı

Bir süredir Mary Shelley'ye takmışım gibi oldu böyle de ama vallahi değil. Önce Frankenstein'ı şöyle doğru düzgün bir okuyayım dememle kitabın yayınlanışının 200.yılı denk geldi. Belirli bir yaşta, artık belirli fikirler edinmiş bir kafayla da Frankenstein inanılmaz bir şeye dönüşüyor. Böyle bir hikayeyi yazan kalemin ardındaki insanla da yüzyılların arasından bir bağ kuruyorsunuz haliyle. Ardından Mary'yle ilgili bir filmin yapıldığı haberi geldi. Filmi izleyince daha da gaza geldim tabii. En nihayetin de kendimi kitap fuarından "Mathilda"yı alırken buldum.
Mathilda'yı 1819'da yazmış Mary Shelley. 3 sene içinde dünyaya getirdiği 3 çocuğunu da kaybettikten sonra 4.çocuğunu da doğurduğu kasım ayında yazmayı bitirmiş. Ama iki yıl sonra hikayenin yazılı olduğu kağıtlar Percy Bysshe Shelley'nin evraklarıyla birlikte onun ailesinin evine gidivermiş. Sonrasında yarısı orada yarısı burada, o akrabadan bu varise geçe geçe keşfedilip yayınlanması 1959'u bulmuş.
Mathilda'nın hikayesi sadece yazıldığı döneme değil sanırım her döneme göre oldukça ilginç kaçabilecek bir konuyu barındırıyor. Kahramanımız Mathilda ölmeye yakın olduğunu hissettiğinden oturuyor, kısacık hayatının hikayesini anlatmaya. Babası, annesiyle komşu evlerde büyümüş, birbirlerine çok da aşık bu iki genç evlenmiş ve çok mutlu olmuşlar. Ta ki Mathilda'yı dünyaya getiren annesi doğum sonrası hemen ölüp, Mathilda'nın babasını büyük bir elemin sardığı bir delilik kuyusuna atana kadar. Yeni doğmuş kızına tüm suçu yükleyen baba, Mathilda'yı halasına bırakıp, öyle avare dünyayı dolaşmaya başlıyor. 16 yıl geçip de içindeki öfke, keder söner gibi olup, kızına geri döndüğünde de bu sefer bakıyor ki kendi kızına aşık olmuş. İyice deliriyor tabii. Baba kendini intihara sürüklerken Mathilda da kendi kendine çıldırmalara giriyor. Ücra bir köşede inzivaya çekiliyor. Orada öyle mahzun mahzun takılırken kendisi gibi inzivaya çekilmiş bir şairle karşılaşıyor ve işte ikisi de genç, güzel-yakışıklı, sohbet muhabbet...derken sonunda yine kader araya giriyor.
Hikayesi hemen hemen böyle Mathilda'nın, hatta sanırım biraz fazla detaylı anlatmış olabilirim. Çünkü ipincecik bir kitap bu ve tek bir cümleyle Mathilda'nın babası ona aşık olluyoooo demek istemedim. Ama asıl söylemek istediklerim çok başka. Ben gerçekten uyuz oldum bu kitaba. Uzun zamandır beni böyle deli eden bir karakter okumamıştım. Hikaye her şeyiyle, karakteriyle olaylarıyla -ki yok - çok uyuz edici. Bakın Mary'nin kalemine hayran kaldım yine bir yandan, her okuduğum cümlede ulan bunu nasıl yazabilirsin nasıl bir yazmadır bu dedim. Esasında bu noktada size o cümlelerden örnekler gösterecektim ama kitabın iç kapağında şöyle bir şey yazıyor: "Yayıncının yazılı izni olmaksızın alıntı yapılamaz.". O yüzden kanunlara uyuyorum. Neyse, ne diyordum, okuduğum şey bir yandan da öylesine sinir bozucuydu ki. Yani Mathilda kendini oradan oraya atıyor habire, ayılmalar bayılmalar, vay efendim ben ne acılar yaşadımlar, nasıl bir şımarıklık. Ortada hiçbir şey yok. Adamın sana hiçbir etkisi yoktu, kaçtı gitti hayatından çekildi. Ne olmuş aşık olmuşsa. Tüm miras, her şey sana kalıyor zaten, başında engel olacak hiçbir yetişkin de kalmamış, git gez toz eğlen keyfini çıkar. Hayatta hiçbir derdin yokken kendine dert ediniyorsun. Vay efendim neymiş Londra basmış bunu! De git gerizekalı şımarık salak şey. Tüm kitap boyunca yakındı, sızladı, dram yaratmaya çalıştı. Sonra da yeni tanıştığı şaire tripler attı, salak salak oynamaya çalıştı, ergen ergen davrandı. Yeminle içim şişti kitap boyunca.
Kitabın tek iyi yanı, sonunda Hayaller Alemi diye bir ikinci küçük hikayecik gibi bir bölümü olması. Bu yarım kalmış bir hikaye ama Mathilda ile birlikte yer alıyor ve yazılmamış bölümlerine göre bir şekilde Mathilda'nın hikayesine de bağlanabiliyormuş. Yaratım ve düşünce olarak bu hikayecik çok daha iyi ve okunmaya değerdi bence.
Bir de İthaki bunu Karanlık Kitaplık içerisinde basmış. Bunun neresi karanlık - Britanya'nın kasvetli havası dışında - ben bilemedim. Korkutucu desem değil, gerilim desem hiç değil. İç bayıltıcı, bunaltıcı bu resmen. (Artık nasıl uyuz olduğum yeteri kadar anlatabildim mi bilemiyorum:p)

Ben dediğim gibi kitabı fuardan almıştım. İthaki'nin Nagihan Çakır çevirisiyle aralık 2018 tarihli ilk baskısı olan kitap 128 sayfa. Arka kapak fiyatı 16 tl ama fuarda indirimli oluyor ya daha ucuza almış olmalıyım. Ama tabi o indirimler de öyle gerçek indirim değildi fuarda. Taş çatlasın 2-3 lira düşüyordu. İnternette fiyatlar çok daha iyi haliyle. D&R'ın web sitesinde 9,63 tl mesela fiyat.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder