8 Şubat 2016 Pazartesi

Ankara DT'de bu kez de bir Macbeth

Macbeth ailesi, kaynak: Devlet Tiyatroları
Artık nerdeyse yüzyıllar olmak üzereyken ben tiyatroya gitmeyeli, dedim geçen gün kendi kendime yeter. Hep bir zaman ayarlamaya, arkadaş ayarlamaya çalışmaca, hep bir bahaneler çıkmaca hep bir mümkün olmamalar. Ne gereği var dedim. Ne istiyorsan git yap. Kapıyı aç çık git. Öyle de ettim. Ankara DT'de dün şansıma son günler içinde boş kalan koltuklar olur ya ondan denk geldi, uzun zamandır da gitmek istediğim Macbeth'ti zaten, atladım gittim. Hatta dostumun nişanında iki el çırptım, roman havası bitip halaya geçilirken koştum fırladım, Opera Sahnesi'ne gittim. Mutluyum, kendimden memnunum, kendimle gurur duyuyorum ama..
bu sağdaki siyahlı amca çıktığında bu sahnede resmen coştum :)
kaynak: Devlet Tiyatroları
Evet ama. Oyun beni böyle bir tam tatmin etmedi. Ne bileyim, hem böyle uzun vakitlerdir yolunu gözlemişim, hem en sevdiğim Shakespeare'lerden biri - İskoçyaaaaa! ulan nolsun -, hem de böyle tek başıma gitmişim bir havalardayım. Böyle olunca acayip yüksek beklentiler içinde oturdum yerime. Ama birkaç parlama yaptığı yer dışında oyun sanki bir sönüktü, bende o tiyatroya gittiğim her seferinde içimi kıpır kıpır eden, içimden fırlayıp sahneye taşacakmış gibi çöreklenen o coşkuyu yaratamadı bu oyun. Kösem Sultan'ı hatırlıyorum mesela, Cüneyt Gökçer Sahnesi'nde izlemiştim, böyle o müthişlikten yüreğim göğsümden fırlayacak sanmıştım. Cyrano de Bergerac'ı düşünüyorum mesela, ki yine Opera Sahnesi'ndeydi, ömrümde böyle birşey görmemiştim, kendimi opera binasını açmış, Gençlik Parkı'na tee yukarılardan bakıyor gibi, uçuyor hissetmiştim. Ne muazzam oyundu o. İzlediğim ilk Shakespeare, Venedik Taciri bile bu Macbeth'ten daha heyecanlıydı.
İşte Macbeth'in üç cadısı, kaynak: Devlet Tiyatroları
Ama dün izlediğim o Macbeth, böyle bir silikti, etkisi geçmiş gibiydi. Macbeth'i oynayan Sinan Pekinton evet iyiydi ama Macduff'la Tolga Tekin ya da Lady Macbeth'le İpek Çeken onun önüne geçti. Mesela müzikler hep böyle kısık seste, çoook arka plandan geldi oyun boyunca. Böyle tercih etmişler besbelli, tamam burası bir sinema salonu da değil ama bazen oyun için, o sahneler için böyle bangır bangır gelmesi gerek. Evet ben bu işten zerre kadar anlamıyor olabilirim ama bir seyirciyim, iyi de bir seyirciyim ve ne istediğimi biliyorum. Bu Macbeth'i izlerken sanki sahneye gelen oyuncuların çoğunda bir bezginlik vardı gibi geldi bana, belki de ben hayal ettim bilemiyorum. Ama sanki böyle öylesine yürüyüp duruyorlardı. Öylesine söylüyorlardı sözlerini. Yok yok neyse, ben hakikaten anlamıyorum herhalde bu işten.
Olsun gene de siz gidin görün, izleyin. Çünkü bu güzel birşey, oraya gidip, o bileti almak, o koltuklara oturmak, o kalabalıkla birlikte o sahneyi izlemek çok güzel bir şey.

(Bir de demeden edemeyeceğim. Bu insanlar tiyatroya aralıksız öksürmek aksırmak tıksırmak hapşurmak için mi geliyorlar? Ulan hepiniz mi hastasınız mütemadiyen? Hele o en önün bir arkasında oturan, oyunun ortasında kocaman telefonunu kaldırıp flaşlı bir şekilde fotoğraf çeken teyzeye ne demeli? Bakınız teyze diyorum, ergen demiyorum genç demiyorum çocuk hiiiç demiyorum. Kocaman insan! Neyse, başka da birşey demiyorum.)


2 yorum:

  1. Maalesef Macbeth'i ben de beğenmemiştim geçen dönem ve Venedik Taciri de yine çok tatmin edici bir oyun değildi benim için. Cymbeline vardı yine Shakespeare'den o da yine önerebileceğim bir oyun değildi, üzülerek belirtiyorum. Ben pek Shakespeare fanı değilim ama oyunlarda çok güzeldi dedirtmiyor dediğiniz gibi :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla ben bayılırım Shakespeare'e ama demek ki devlet tiyatrolarında olmuyor bu iş, öyle dediğin gibi diğer oyunları da böyleyse. Ben şimdilik iki tane Shakespeare izleyebildim dt'de ama tüm iştahım gitti. Ne bileyim belki de metinlerini okurken kafamda canlandırdığım şeyleri tiyatro sahnesinde göremeyince işte.

      Sil