23 Mart 2015 Pazartesi

Truman Capote'den "Başka Sesler Başka Odalar"

Annesinin ölümünden sonra teyzesi ve onun ailesiyle birlikte yaşamaya başlayan Joel Knox'a bir gün babasından mektup gelir, onunla yaşaması için yanına Noon City'ye çağırmaktadır Joel'i babası ve onun yeni eşi. Otobüsün bile gitmediği, bir kamyonun malzeme taşımak için en yakın kasabaya gidip gelmesinden başka ulaşım aracının olmadığı Noon City'ye doğru tek başına yolcu ediliverir Joel. Bu 12-13 yaşlarındaki ufak delikanlı, sonunda babasının yaşadığı yere geldiğinde şehirde hiç görmediği bir hayatla karşılaşır. Göz alabildiğine uzanan tarlalar, güneşte kavrulan araziler, birbirinden apayrı kişiliklere sahip ikizler Idabel ve Florebel, egzantrik siyahi arkadaşı Zoo, Jesus Fever ve katırı, babasının eşi Amy ve Joel'i çok farklı bir dünyaya sokan Randolp-Amy'nin kuzeni. Bir çocuğun bulup bulabileceği en yalnız ve ıssız ortamda, sorularıyla başbaşa kalır Joel.
Capote hep merak ettiğim bir yazardı. Dışarıdan bakınca hep ilginç görünürdü, bir de Tiffany'de Kahvaltı gibi bir filmi onun yazdıklarından uyarlamışlarsa, kim bilir neler yazıyordu diye düşünürdüm. Bu yüzden geçen seneki kitap fuarında Sel Yayıncılık'ın standında hangisini alsam diye baya bir bakınmıştım. İlk yazdığı kitap Yaz Çılgınlığı Capote'nin ama ilk yayınlanan romanı bu Başka Sesler Başka Odalar. Bu yüzden bu kitaptan başlayabileceğimi düşünmüştüm. Ama 1 yıl sonra ancak elime alıp okuyabildim bir yolculukta. Çok farklı birşeyler beklemiştim kitaptan, yani çok daha farklı bir öyküyle karşılaşacağımı düşünüyordum. Ama Capote ile tanışmamıştım tabiki. Neden bilmiyorum, okumadan önce kafamda bir Capote çizmişim ve okurken ondan çok farklı bir yazarla karşılaştım. Bu benim hatam, niye öyle bir şey düşünmüşsem. Bana çok durgun, böyle hülyalı bile denebilecek bir havası varmış gibi geldi yazdıklarının. Çoğu yerde düşüncelerini takip ederken Capote başka yerde siz başka yerde buluyorsunuz kendinizi. Yalnız bir çocuğun bakış açısından yazıyor diyeceklerini, tek istediği sevilmek Joel'in. Aslında etrafındaki herkes kendi yoluyla seviyor onu, okurken en azından siz hissedebiliyorsunuz bunu. Ama Joel gibi, insanın içinde hep bir eksiklik kalıyor, hep ondan saklanan şeyler, öğrendiğinde çocuk aklının alamayacağı kadar büyüklerin dünyasına ait sanrılar,ve tüm bunların arasında Joel tüm bir sevgi bekliyor sevdiklerinden, tüm pürüzsüz bitmeyen.
Truman Capote, CurtisLibrary'den.
Dedim ya çok farklı bir Capote çizmişim okumadan önce kafamda diye. Misal ben çok daha mesafeli, karizmasına düşkün bir portre beklerken ondan kitabın hemen başında önsöz yazmış, bu kitabı ve Yaz Çılgınlığı'nı nasıl yazdığını, hangi aşamalardan geçtiğini, karakterlerini kimlere dayandırdığını falan anlatıyor. Sizin gibi, benim gibi bir insan beliriverdi karşımda daha ilk sayfalarda. Bizim gibi, yazarken bocalayan, neden nasıl yazdığını sorgulayan, hissettiklerini salakça mı olur diye söylemeye çekinmeyen bir insan. "İnsan ya yazardır ya da değildir, diyordum ve hangi profesörler bir araya gelirse gelsin bu sonucu değiştiremez. Hala da bu düşüncemin, hiç değilse kendim için doğru olduğu kanısındayım; gelgelelim genç yazarların çoğunun üniversiteye gitmekle neler kazanacaklarını artık gayet iyi anlamıyor da değilim, üniversitede en azından yazdıkları şeyleri dinlemekten kaçamayacak hocalar ve sınıf arkadaşları bulacaklardır kendilerine; yazar olmayı aklına koymuş bir genç için, yazdıklarını dinleyecek birisini bulamamak kadar yalnızlık duygusu veren bir şey olamaz." diye yazabilen bir insan mesela.
Gene de bundan sonrasında Capote ile devam eder miyim bilmiyorum. Belki Yaz Çılgınlığı'na da bir göz atarım ama pek bana göre gibi gelmedi, ya da çok mu üzüldüm ondan mı geri duruyorum, bilemedim.
Ama Joel'in kafasında hiç dua yoktu; daha doğrusu sözcüklerin ağına takılacak hiçbir şey, çünkü geçmişte, biri dışında, bütün duaları basit, somut isteklere dayanıyordu: Tanrı'm bana bir bisiklet ver, yedi bıçaklı bir çakı, bir kutu yağlıboya. İnsan şimdi şu söyleyeceği şey gibi, hiç somut olmayan, anlamsız bir şeyi nasıl, nasıl söyleyebilirdi: Tanrı'm n'olursun beni sevsinler.

Bende kitabın Ülker İnce çevirisiyle Sel Yayıncılık'ın 2.basımı var aralık 2013 tarihli. Arkasında 15 tl yazıyor ama ben fuardan az biraz daha ucuza aldığımı hatırlıyorum. Idefix'te ve D&R'ın sitelerinde 11,25 tl'ye var görünüyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder