3 Mart 2015 Salı

kahve

Kahve konusunda kesinlikle bir uzman sayılmam. Bunun için yazmıyorum bu yazıyı zaten. Tam bir doğma-büyüme çay insanı olduğum için - damarlarımda resmen çay aktığı için - bu yazıyı daha çok bir "kahve acemisinin kahveye girişi-101" dersinin dönem sonu "paper"ı gibi düşünün.
Dediğim gibi çay insanıyım, eğer böyle bir ayrım yapabiliyorsak. Her sabah kahvaltıda en azından 4 bardak, akşamları da bir şeyler izliyorsam 4-5 bardak civarında yuvarlayıveriyorum. Öyle ki sabahları çay içmeyince - ki çay terimi ile bizim siyah yaprak çayı kastediyorum - ayılmamış gibi, adeta dünya yerine oturmamış gibi hissediyorum. Gün içinde de eğer güzel bir demleme çaya 100 metrelik alan içinde ulaşımım varsa oh ne ala. İşyerinde bazı günler sayısını tutamaz oluyordum kaç bardak içtiğimin. Tatlı her şeyin yanında çay istiyor canım, tuzlu da olsa aynı şey. Siz hani dersiniz ya simitle en güzel ayran gider diye, ıhıh, simitle çay, baklava ile çay, sütlaç ile çay. Çay kanımda adeta.
Tamam başlığı kahve olan bir yazıya başlarken çaya methiyeler düzmek pek münasip bir hareket olmadı, bitirdim. Kahvenin hayatıma girmesi birkaç yıl önce oldu. Bizim Türk kahvesi olarak pişirdiğimiz kahveyi içmeyi seviyordum elbet, ama son yıllarda keşfettiğim üzere tadından değilmiş bu sevme. Onun o seramonisini, o atmosferini sevdiğimden içiyordum. Çünkü bir türlü tadı istediğim gibi olmazdı, belki birkaç yerde içebilmişimdir bana gerçekten zevk veren bir tatta olanını.
Diğer kahve çeşidimizi yani çekirdek kahve-filtre kahve-hazır toz kahve gibilerini bu garip ülkenin çoğunluğu gibi nescafe denilen marka ile tanıdım, doğal olarak başka ne vardı ki. Hazır toz kahveleri nescafe diye anmamıza sebep bir tekellikle piyasaya oturan nescafeyle her bahtsız genç gibi üniversite yıllarında en büyük münasebetimi yaşadım. İlk derse girmeden önce vakit varsa hemen elimize aldığımız birer üçü bir arada ile başlayan gün, ders aralarında otomattan alınan diğer bardaklarla devam ederdi. Yine aynı senelere rastlayan keşiflerim oldu bu yüzden kahve ile ilgili. İlki, çılgınlar gibi tuvalete koşturmama sebep oluyordu-tek bardağı bile (ki kahvenin bu etkisinin bilimsel açıklaması da mevcut). İkincisi, manyak gibi gelen uykuma zerre etkisi olmuyordu. Hatta daha da saçması, kahve resmen uykumu getiriyordu. O kokusu beni direkt uyuşturmaya yetiyordu. Bardak bardak kahve içtikten sonra deliksiz uykular çekiyordum.
Sonraki starbucks, gloria jeans, caribou ile gelen dönemde kahveden hiç hazzetmedim. Kendimi zorladım her seferinde, belki de güzel bir şeydir ben anlamıyorumdur diye. Ama hep mi tadı kötü olur hep mi içmesi işkence olur-du.
Bu problemi çözmek için kolları sıvadım. Her Ravenclaw'ın böyle bir durumda yapacağını yaptım, oturdum araştırmaya başladım. Okudum, inceledim ve denemeye karar verdim. Bu noktada arkadaşlarıma sahip olduğum için çok şanslıydım. Herhalde o kadar söylemiş bahsetmiş hale gelmiş olmalıydım ki bir doğumgünümde iki ayrı arkadaşım birden bana bir kahve paketi ile french press hediye etti. Biri Tchibo'dan, diğeri Starbucks'tan.
Ama onların hemen öncesinde denemek için Kurukahveci Mehmet Efendi'nin filtre kahvesini ve Coffee Time'ın bardaklar için olan kağıt filtrelerini almıştım. Böylece elimde 3 ayrı çeşit kahve ve yöntem ile başlayan maceramda deneyimlediklerimi sizinle paylaşıyorum:
I - Kurukahveci Mehmet Efendi filtre kahvesi ile Coffee Time kağıt filtreleri :
Bir kere bu ilk denemelerimde oldukça zorlandım, onu belirtmeliyim. Çünkü bu kağıt filtreler suyu istediğim hızda geçirmiyordu. Bu yöntemde öncelikle filtreyi bardağın üzerine yerleştirip, içine bir miktar kahveyi döküyorsunuz. Sonra kaynamış suyu hafifçe kahvenin üzerinde gezdirmeye başlıyorsunuz. Kahve tozlarıyla temas edip kağıttan süzülen su artık kahve haline gelmiş olarak bardağı dolduruyor. Ama doldurmuyor işte sorun o. Saatlerce filtrede duruyor o su. Geçmiyor, inmiyor, soğuyor. Elinize alıp sıkmak gibi kafayı yedirten hallere sokabiliyor insanı. Ayrıca bu yöntemle birlikte denediğim kahvenin tadı güzel de değildi, bana oldukça acı ve kokusuz geldi.
II - Tchibo'nun french pressi ile Colombia kahve :
Şimdi bu ikinci denememdeki yöntem çok daha iyiydi önce onu söylemeliyim. İşyerinde hemen hemen her sabah bu bardak ile başladım güne bir süre. Tek yaptığınız kahveyi koyup üzerine suyu koymak. Sonra 3-4 dakika bekletip, pressi indirmek. Bu yöntem ile içtiğim ilk kahve Colombia'ydı. Orta sertlikte olan bu kahve - doğal olarak - Latin Amerika kökenli ve tadında kokusunda bir karamel fındık fıstık havası var. Oldukça zevkle içtim bu kahveyi, ama açken daha iyi gidiyordu yoksa midem doluyken kusacak gibi oluyordum. Haliyle biraz baygın bir kokusu var.
III - Starbucks'ın devasa french pressi ile Sumatra kahve :
Bu press büyük oluşu ve bir bardaktan fazlasını çıkarabilmesi sayesinde daha kullanışlıydı ama içindekinin çok bekletirseniz soğuduğunu hatırlatmalıyım. Sumatra için ise şunu söyleyeceğim, kahve sevmeyen bir insan böyle "dark roast" ile  karşılaşınca haliyle neye uğradığını şaşırıyor tabi. Uzunca bir süre işyerindekilerle bunda ne kokuyor böyle diye koklayıp durduğumuzu hatırlıyorum. Hatta odadaki bir arkadaşım her içişinde ısrarla bunu içince bir de sigara çekiyor canım dedikten sonra olayı çözdük, sigara kokuyordu kahvede! Tabi biz kara cahiller için bu sigara kokusu, esasında kahvenin içerdiği kayısı ve pipo tütünü tonlarındandı. Kayısı tadını çok hissedemesem de o pipo tütünü buram buram geliyor bu kahvede burnunuza, dilinize. Sumatra'yı hiç mi hiç sevmedim.
IV - Caribou'nun Daybreak Morning Blend'i :
İşte mükemmelin kahve çekirdeklerine dönüşmüş hali! Sabah kahvesi denilen şey benim için bu. O kadar koyu sertlikte bir kahveden sonra gidip, incelemelerimin sonucunda Caribou'nun Daybreak Morning Blend'ini almıştım. Orta ya da yumuşak diyebileceğimiz bir sertlikteki bu kahvenin içimi çok keyifli oluyor, kahve tadını bastıran başka bir aroma yokken yudum yudum nefis kahve tadını hem alıp hem koklayabiliyorsunuz. Sanırım şimdiye kadar en sevdiğim bu oldu.
V - Tchibo'nun Brazil Mild'i :
Bu mağazayı hemen hemen hepiniz biliyorsunuz. İçeri adımınızı attığınız anda her bir yanınızı saran o muhteşem kahve kokusu ile sarhoş oluyorsunuz, farkındayım, ben de öyleyim. Hatta oranın sade filtre kahvesi ile ufak bir keki, bana hayatımda tüm ters gidenleri bir 15 dakikalığına unutturma yeteneğine sahip, tecrübemle sabittir. Bu yüzden eninde sonunda oradan kahve alacaktım, kaçarı yoktu. Yılbaşından hemen önce bir gün tam çıkarken mağazadan dayanamadım, dedim ki bu kahvelerin en yumuşak olanı hangisi? Brazil Mild olduğunu söyledi kasadaki çalışan, hemen paket çektirip evin yolunu tuttum. Üzerinde çok yumuşak içimli ve dolgun gövdeli yazıyor paketin. Bu arada söylemeliyim Tchibo'nun bu kahveyi çekme, paketleme olayı çok hoşuma gitti. Diğerlerinin paketleri hazır, sadece boşaltıp çekip geri dolduruyorlar. Paketleri de çok hazır duruyor, böyle ruhsuz adeta. Ama Tchibo'nun çekirdekleri kutusunda, ordan istediğiniz kadar gramını alıp çekiyor, sonra neredeyse el yapımı güzelliğinde bir kese kağıdı havasındaki paketine doldurup, üzerine ait olduğu kahvenin etiketini yapıştırıyorlar (ben tamamen paket insanıyım fakında mısınız?). Kahvenin tadına gelirsek, Daybreak Morning Blend'den daha yumuşak değil ama fena da değil sertlik olarak. Tadını çok da beğenmedim gene de, Daybreak'te o güzelim tattan dolayı koku aroma falan aramazken Brazil Mild'de bir şeyler eksik geldi. Kokusu evet, sarıyor ortalığı. Mağazalarındaki hava da bundan zaten, ama o kokuyu dilinizle algılayamıyorsunuz, boş kalıyor. Ayarını tutturamazsanız acı da oluyor.

Nihayetinde kahve içmek için kendimi zorlayıp, bir yerde balıklama daldığım için mutluyum. Dediğim gibi daha yolun başındayım, denediğim kahve çeşidi bir elin parmaklarını ancak buldu. En azından artık kötü bir içecek olduğunu düşünmüyorum kahvenin. İlk izlenimim sürüyor ama bir yandan, kahve benim için hala bir tür seramoni. Sabahları kahvaltıda bazen sadece kahvemi alıyorum elime, o kocaman bardakla kendimi Lorelai'yı dinlerken buluyorum Luke'un yerinde oturmuş.  Ya da arkadaşlarımla güzel bir günün sonunda sıcak birer kahveyi yudumlarken ettiğim muhabbetlerde buluyorum kendimi. Sanırım tadından çok hala daha kokusu etkiliyor beni, nereye istersem oraya gitmemi sağlayarak.


2 yorum:

  1. Benim için de en güzeli Caribou Daybreak. Ben Starbucks'ın neredeyse tüm kahvelerini denedim ama hiçbirini yanında bir şey yemezsem zevkle içemiyorum. Ama Daybreak'i yanında hiçbir şey olmasa da bardak bardak götürüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aynen starbucksınkiler sanki aslında amaç bir şey yemekmiş de o kuru kuru gitmesin diye yapılmış gibi :p ben bir de caribou'nun diğerlerini denemek istiyorum ama başka markalara yerlere falan da bakacağım.

      Sil