23 Mart 2015 Pazartesi

haftaya başlarken

Geçen haftayı birkaç arkadaşımla buluşarak ve haftasonu için gelen annemlerle oturarak geçirdim (böyle de sevgili günlük bu sabah kalktım tuvalete gittim elimi yüzümü yıkadım diye yazmaya başlamış gibi oldu ama, idare edin). Arkadaşlarımla buluşmalarımdan sonra aklıma yerleşiveren düşünce - ki yazmıştım - herkesin bana ne kadar güveniyor olduğuydu. Yani gerçekten akıllı olduğuma, bir şeyler değil birçok şeyler başarmak üzere dünyaya geldiğime, istediğim herşeyi yapabileceğime olan inançları beni şaşırtan. Herkese bu güveni nasıl vermişim bilmiyorum, hayır etrafıma böyle görünürken içimde koskocaman bir korkağı, özgüveni sıfır, hiçbir şey bilmediğini düşünen bir çocuğu nasıl yetiştirmişim onu hiç bilmiyorum. Herkes kendime güvenmem gerektiğini söylüyor ve bunu sadece beni rahatlatmak için mi iyi bir şey söylemek için mi söylediklerini bilemiyorum elbette.
Çok fazla seyahat blogu, sitesi, yazarı takip ediyorum sanırım. Geçen gün de genel temizlik kapsamında tee 10 yıl öncesinden kalma seyahat eklerini attım gazetenin. Ama eski haritalarıma kıyamıyorum.
Hele ki eski walkmanlerime hiç kıyamıyorum. Gene koydum bir kutunun içine. Elimde değil, içimde ufacık bir ses dürtüyor her defasında, bak bunlar bir 30-40 sene sonra bir müzede senin gibi bir çocuğun gözlerini mutlu edebilir diye. Öyle salak bir düşünce benimkisi. Sadece bu walkmanler için de değil tabi, yıllardır çöpçü gibi sakladığım her şey için.
Kabloları attım ama sonunda. Fazla olan, ne işe yaradığı, hangi alete takıldığı belli olmayan bir dolu kablodan ayrılamıyordum düşünsenize.
Algoritma Geliştirme kitabını atılacaklar paketinin üstünde gören babamla aynen şu diyalogu yaşadık:
-Bunlar işine yaramıyor mu?
-Yoo.
-E yazılım diyor bu, lazım olmaz mı?
-Ömrüm boyunca bir daha yazılım yapmak zorunda kalırsam intihar ederim baba.
Habire hasta oluyorum. Bu senenin başından beri hiç düzelmedim, hep yaz boğazım şişiyor ya grip oluyorum. Her sabah paçavra gibi kalkıyorum, gün içinde ilaçlarla meyvelerle sıcak içeceklerle toparlıyorum. Aylardır hastayım sanki. Bir anormallik olduğunu düşünmeye başladım kendimde. Abim bağışıklık sistemimim zayıfladığını tahlil yaptırmam gerektiğini söyleyip duruyor. Doktorlardan nefret ediyorum, ölene kadar hiçbirinin suratına bakmamaya, onlara muhtaç olmamaya yemin ettim diyorum, çocukluk yapıyorsun diyor. Hala hastayım.
Ben hiç yeni çıkan kitapları okumuyorum fark ettiniz mi? Ben de ettim. Kitaplıkta alıp alıp sırası gelince okurum dediklerimi okuyorum bu aralar evet ama, genelde de hiç öyle son çıkan kitapları koştura koştura okuyan bir insan olmamışım. Sıkılıyorum bazen kendimden. Valla. Bazen de değil, her zaman.
İş teklifleri alıyorum. Sanırım kendimle gurur duymam lazım, değil mi? Ama bu da şey gibi hissettiriyor, hani hep uzaktan uzağa sevdiğiniz aşık olduğunuz platoniğiniz vardır ama o en çirkin, en fazla yüzüne kusmak istediğiniz ve habire etrafınızda dolanan tip size aşıktır ya. Aynen o durum. O beni seviyor, ben öbürünü. Öbürü bana gelmiyor, bu peşimden ayrılmıyor.
En azından sonbahara kadar ankara'da kalacağım kesinleşti gibi. O yüzden bildiğiniz bir dövüş sporları kursu, dersi veren yer varsa önerin. Latin danslarının bana göre olmadığını hocayla karşılıklı anladığımızdan ötürü, bence artık benim bir de bu savunma sporlarını denememim vakti geldi.

3 yorum:

  1. Ah o çöpçü ruhtan bende de var. Ama ben çöpçülükle koleksiyonerlik arasında bir yerdeyim. Aniden herhangi bir şeyi biriktirme kararı alabiliyorum. Sağlam bir gazete arşivim var mesela, önemli olayların ve doğumgünlerimin olduğu. Eski kasetler, anahtarlar, şişeler, kemerler(!), kalemler, oyuncaklar, gözlükler, aman Allahım, daha var mı:)) Neyse ki bu atmadığım şeyler hobi projelerimde mutlaka bir işe yarıyor. Yani Bahar'da kesin vardır, ya da bu Bahar'ın işine yarar kesin en sık duyduğum muhabbetlerden:)

    Kurs bilmiyorum ama her sabah bir tane greyfurt yiyerek hiç hastalanmadan 1 sene geçirmişliğim var, bir de her gün 2 saat spor, belki işine yarar:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bence bu koleksiyonerlik durumu aslında hiçbir şeyi atamama takıntımıza bulduğumuz bir bahane sanırım :p ben de hep kendi kendime işe yarar bunlar şunu şurda kullanırım bunu buraya takarım gibi şeyler üretiyorum ama benim nedense hiç işe yarar birşey ortaya çıkmıyor, bir de sakladığım şeyleri görenlerin tepkisi öyle kesin sende vardır değil de bunu da mı atmadın ıyyy şeklinde oluyor :)
      greyfurt iyi fikir gibi ama ağzıma koyamam ki ben onu, meyvelerle de aram hiç yok zaten zar zor yiyorum. daha çok böyle bisküvi çikolata hazır yiyecek insanıyım ben. meyve gibi şeyler böyle soyulsa doğransa önüme konsa diye bakıyorum :p
      ya aslında bu biriktirdiğimiz şeyleri şöyle gösterebileceğimiz sergileyebileceğimiz bir yer olsa. böyle utana sıkıla değil de gururla evet ben biriktiriyorum pek de mutluyum diye gösterebileceğimiz :D

      Sil
    2. Greyfurtu geceden soy, sabaha kadar kabuğu kuruyor, pat diye açılıyor, tavsiye ederim :) Bütün yazıya yapabileceğim tek yorumum bu...

      Sil