11 Kasım 2012 Pazar

Sherlock Holmes romanları : Korku Vadisi ve Dörtlerin Yemini


Sherlock Holmes külliyatının hikayeler toplamasının 4'üncü kitabı Martı Yayınları'ndan çıkan "Gerçekler Kanıt İster" kütüphaneye ulaşana kadar arada, 4 Sherlock Holmes romanından bulabildiklerimi okuyayım dedim. Şansıma yine kütüphanede Dörtlerin Yemini ile Korku Vadisi kitaplarını buldum.
Esasında daha önce de gördüğümüz gibi külliyatı kronolojik olarak okumak için ilk etapta Kızıl Dosya'dan başlamak gerekiyor. Ama ben onu henüz bulamadığım için - kütüphanede yok, şimdilik kitapçıdan da almadım - hikaye kitaplarının birincisinden başlayıp sırayla okumuştum. Ama romanları ters sırada okumuşum, önce Korku Vadisi'ni sonra öbürünü okudum. Öyle olunca aralardaki bağlantılar ve olay bütünlüğü biraz sapıtıyor.
Dörtlerin Yemini, orijinali The Sign of (The) Four olan 1890 tarihli Sherlock Holmes romanı. Bu "the" kelimesi ilk baskıda varken sonradan okyanusun diğer yanındaki baskılarda falan olmamış, sonra yine ortaya çıkmış. Öyle bir yolculuğu var romanın isminin. Ama Türkçe'ye çevirdiğimizde bir fark ortaya koymuyor tabi, her ne kadar yayıncılar dörtlerin yemini ya da dörtlerin işareti olarak çevirmiş olsalar da birebir çevirisi de dördün imzası gibi bir şey oluyor. Olay sıralamasına göre Holmes ve Watson'ın ikinci macerası, daha birbirlerine yeni yeni alışıyorlar. Watson, Sherlock Holmes yöntemlerine henüz giriş aşamasında. Onun hakkındaki fikirleri tam oturmuş değil, gene de ikisi arasında on yıllar sürecek kardeşliğin başlamakta olduğunu görüyoruz.
Dörtlerin Yemini, İngiltere'de başlayıp uçları Andaman ve Hindistan'a uzanan bir olayı anlatıyor. 1888'de Holmes ve Watson'dan yardım istemek için gelen Mary Morstan'ın hikayesi ile başlıyor. Sonrasında 1857'de Hindistan'da İngilizlere karşı girişilen isyana ve hazine dolu sandıklara kadar uzanıyor. Türkiye İş Bankası Yayınları'nın Modern Klasikler Dizisi altında bastığı kitabın Ocak 2011 tarihli ilk basımını okudum ben. İpek Babacan'ın çevirisi olan kitap, 153 sayfalık. Tüm olay kendi içinde de 12 bölüme ayrılmış vaziyette.
  1. Sonuçlara Varma Bilimi
  2. Vakanın Bölümü
  3. Çözüm Arayışı
  4. Dazlak Kafalı Adamın Öyküsü
  5. Pondicherry Konutundaki Facia
  6. Sherlock Holmes Tatbikat Yapıyor
  7. Fıçı Olayı
  8. Baker Sokağı Başıbozukları
  9. Zincirin Eksik Halkası
  10. Yerlinin Sonu
  11. Büyük Agra Hazinesi
  12. Jonathan Small'un Tuhaf Öyküsü

Korku Vadisi ise orijinali The Valley of Fear olan 1915 tarihli son Sherlock Holmes romanı. Bu kitaptan sonra Doyle iki hikaye kitabı daha yayınlayıp Holmes dosyasını kapamış. Korku Vadisi yapı olarak iki büyük bölüme ayrılmış, bu bölümler de kendi içinde 7'şer alt bölüme ayrılmış. Kitabın ilk kısmında bir malikanede gerçekleşen feci bir cinayetle karşılaşıyoruz ve Holmes ile Watson bu cinayeti çözmeye çalışırken hikaye bizi dönemin Amerika'sındaki bir maden kasabasına, hatta masonik örgütlere kadar götürüyor. Tüm romanın biraz iç içe bir yapısı var bu anlamda, her adımda başka bir yere yönleniyor, dış kabuğu soydukça yeni bir kabukla karşılıyoruz.

İlk bölüm Birlstone Faciası:
  1. Uyarı
  2. Sherlock Holmes Konuşuyor
  3. Birlstone'daki Facia
  4. Karanlık
  5. Malikane Sakinleri
  6. Bir Işık Görünüyor
  7. Çözüm
İkinci bölüm Çete:
  1. Yabancı
  2. Büyük Üstat
  3. Vermissa, 341 numaralı Loca
  4. Korku Vadisi
  5. En Karanlık Saat
  6. Tehlike
  7. Birdy Edwards'ın Tuzağa Düşürülmesi
Doyle'un hikayeler toplaması şeklindeki Sherlock kitaplarından sonra bu şekilde tek bir kitap boyunca uzunca bir Sherlock olayı anlatması tahmin ettiğimden iyiydi. Zaten kısa hikayelerinde olayların çözümlenmesini biraz çabuk ve basit bulduğumu söylemiştim. O yüzden romanlardaki olayların gelişimi, çözüme ulaşılma şekli biraz daha fazla hoşuma gitti. Ama bu gene de olayların o kadar zor bir şekilde çözüldüğü anlamına gelmiyor, Sherlock yine bana çabuk gelen bir şekilde çözüme ulaşıyor. Ama en azından bizim olayı tamamıyla anlamamız ve arka planını öğrenmemiz kitabın yarısını kaplıyor. Diğer güzel yanı, tüm Sherlock maceraları gibi, Doyle'un o dönem atmosferini, Londra'sını, İngiltere'sini anlatıyor oluşu, ki bayılıyorum. Kötü yanı ise bunları Doyle'un bakış açısından öğreniyor oluşumuz. Misal, Dörtlerin Yemini'nde aborjinleri anlatışı bana rahatsız edici geldi. Tamam benim de öyle pek bir aborjin bilgim falan yok ama onun anlattığı şekilde de olmadıklarına eminim. Ama tabi Doyle'un bakış açısı da yaşadığı dönemde, İngiltere'den oralara bakışı kapsıyor, anlamak lazım. Bir de masonluğa göz kırpan bir tür örgütlenmeyi - artık göz mü kırpıyor direkt masonluk mu fremasonluk mu orasını bilemem ben o konuda da uzman değilim - anlatması ilgi çekici. Ve bunu da onun döneminin anlayışı içinde okuyor oluşumuz keyifli. Bunların yanında İş Bankası'nın basımları güzel, temiz, çevirisi mükemmel. Ama o kapaklar ve tasarım...yapmasınlar böyle, olmuyor, insanı geri geri itiyor.
Şimdilik, yeni bir Sherlock kitabında buluşana dek, Sherlock'u pek güzel özetleyen düşünceleriyle bitiriyorum:
-Bütün bunların neresinde gizem var?
-Gün gibi açık.(...) Şu anda mesleki bir araştırma yürütüp yürütmediğinizi sorabilir miyim?
-Hayır yürütmüyorum. Bu yüzden kokain kullanıyorum. Beynim çalışmazsa, yaşayamıyorum. Yaşanacak başka ne var ki? Pencereden dışarıya bir bakın. Dünya bundan daha kasvetli, iç karartıcı ve kısıtlı olabilir mi? Sokak boyunca döne döne savrulan ve boz renkli evlerin üzerine çöken şu sapsarı sisi görüyor musunuz? Bundan daha yavan ve somut bir şey olabilir mi? İnsan yeteneklerini uygulayacağı bir alan bulamazsa Doktor, yetenekli olmak ne işe yarar? Cinayet sıradan, varoluş sıradan ve sıradan olanların dışında hiç bir özellik bu dünyada bir işe yaramıyor.
Önceki Sherlocklar:
Sherlock Holmes:Akıl Oyunlarının Gölgesinde
Çizgi roman Baskerville Laneti ve tvdeki Sherlocklar Watsonlar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder