13 Nisan 2012 Cuma

13 nisan - Anlatamıyorum

Daha dün gibi hatırlıyorum o birkaç dizeyi görüşümü.
"Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?"
10 yaşındaydım. Evde sıkılmışken yine, her zamanki gibi açmış ders çalışıyordum (evet, öyle bir çocuktum. Sıkılınca ders çalışır, ansiklopediler okur, altlarını çizer, resimleri işaretlerdim.). Dilbilgisi kitabının içinde kaybolmuştum. Ona rastladım. O anlamsız yok şu uyumu, bu düşmesi, o göçmesi, şu kaynaşması durumlarına verilen örneklerin arasında, bembeyaz kağıdın orta yerinde öylece duruyordu kelimeler. 10 yaşındaydım ve ele geçirilmiştim. O hiçbir şey görmemiş, hiçbir kötülük, üzüntü yaşamamış beynimi delicesine etkilemişti her bir kelimesi. Sebepsizdi, bir anlıktı, rastlantıydı. Kaderdi belki. Kader miydi?
O ilk andan itibaren peşine düştüm kelimelerin, cümlelerin. Onları böylesine bir araya getiren, böylesine duygular hisseden adamın peşine. İnternet yoktu o zaman, google yoktu, facebook yoktu, cep telefonu yoktu. Her geçen sene birazcık daha elde ettim, yavaş yavaş, adım adım öğrendim ilerisini. "Ağlasam sesimi duyar mısınız"dan "Anlatamıyorum"a giden yol, yıllarımı aldı. Şiirin tamamını ilk kez okuduğumda hissettiklerimin tarifi yoktu. Belki de vardı, ama onu da Orhan Veli söylemişti belki.
Böyle tanıştım ben Orhan Veli'yle. Hiç tanışmadığım ama hep tanıdığım o "garip"le. Şiir bilmezken, şiir anlamazken öğrendim ondan "şiir"i. Hep hikaye insanıydım bir yerde, hala hoşlanmam o kadar şiirden. O yüzden ikiye ayırırım ben hep yazılanları, Hikayeler ve Orhan Veli diye.
98  yıl oldu o bu dünyaya düşeli. Bir de o çukura düşmeyeydi.

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epiyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder